
Şiir ara
İçerisinde özlem* geçen şiirler toplam: 100 sonuç...
özdemir asaf
bir gece, gecede bir uyku.. uykunun içinde ben... uyuyorum, uykudayım, yanımda sen.
uykunun içinde bir rüya, rüyamda bir gece, gecede ben... bir yere gidiyorum, delice... aklımda sen.
ben seni seviyorum, gizlice... el-pençe duruyorum, yüzüne bakıyorum, söylemeden, tek hece.
seni yitiriyorum çok karanlık bir anda... birden uyanıyorum, bakıyorum aydınlık; uyuyorsun yanımda... güzelce.
kaynak yalnızlık paylaşılmaz
uğur ışılak
'seviyorum'deyip ucuz laf etmem ben aşkımı görünmeze gizlerim gaddarım, haşinim, bil ki affetmem riyaya zulmeder benim sözlerim
altıncı hasseyle farkeyle beni nakşeylesin yokluğunu izlerim bir an bile durma terkeyle beni nazarımla cezbetmezse gözlerim
lisan muzdariptir gönül halimden ben mutluyum gülmesede yüzlerim özlemim alsada seni elimden ben yine, ben yine seni özlerim
mustafa emirler
sen bilir misin özlemi nasıl yakar insanın içini nasıl kıvrandırır midene kramp girmiş gibi elinden bir şey gelmeyen aç çocuğuna ekmek veremeyen anneler gibi yanar için alev alev özlemin yakar bitirir seni birde görürsen özlediğini ateşlere sular dökülmüş gibi sönüverir ateşin dinivermiş sancıların gördün ya yeter artık ölsem de gam yemem dersin ama içindeki alev sönmemiştir durmuştur alev alev yanma için için yanma başlar içten sinsice kemirir küllenen ateş bekler alevlenmek için yeni ayrılıkları
bandırma - 03.11.1999 17:00
volkan altay
öyle acizim düşümde, sıyrılan göğsümden inen ter, karıştığında soluğuna simsiyah olur gece, m. bovary'nin öyküsü yokluğum olur, sere serpe yanımda sen, yine sen olmazsın bakışlarında tutkulu, sarhoş çoğu zaman balaban duruşlu kopuk iniltilerinde beyaz, derin sıcaklığı özler içimin yavrusu karışırken iliklerine
gülşen göçgün
seni özlemek bir denizse; ben çoktan sürüklendim derinlere varsın bir rıhtım da olmasın çıkacak. seni özlemek bir sonsuzluksa; ben çoktan kayboldum olmayan yarınlarda varsın bir adresim de olmasın. seni özlemek bir kayalıksa; sarp ve yüksek ben çoktan parçalandım yolunda. varsın bir mezartaşım da olmasın, sen arasıra beni anacak olduktan sonra !
ahmet başgül
sığmıyor yine içim içime kalbim bir deli çarpıyor, ellerim terli. gözlerim başka parlıyor, dudaklarımda özlediğim tat, burnumda kokun. yine aklımdasın, yine depreşti özlemin. neredesin ?...
birol çakırca
seni özledim birtanem; ela gözlerini özledim. bana bakişini, içimi yakişini, salata yapişini özledim. minik ellerini, ayaklarini özledim. ayagindaki yarayi özledim...
atılım türk
sen yokken seni getirir diye yakamozda saklardim sevgilerimi ve hep geceleri okurdum sana yazdigim dizeleri
seni getirir diye dalgalar kiyilara yakin dolaşirdim ben gelir de islatirsin diye ayaklarimi ve tenimi, umut iklimlerinde geleceksin birgün diye; ben yaşamazdim bahari içimde ikimiz açariz düşüncesi ile...
hiç şiir yazmak istemezdim inan mümkün olsaydi senle olmak hiç karalamazdim inan ki bugulu camlarima adini ve isyana gelmezdi gecelerim kucak açmazdi acilar bana sen olsaydin, hayatim sen koksaydi
26.05.2003
deniz kılıçkaya
içime gömüyorum artık herşeyini daha fazla özletme istersen kendini içimdeki sevda her an patlayacak volkan gibi sus artık içime gömdüm seni özletme istersen ağlatma daha fazla beni
taha yasin uslu
nasıl anlatsam gülüm ? kelimeler yetmiyor... gözyaşı gibi, hayaller gibi, ay ışığı gibi nasıl anlatsam, nasıl ? çok özledim seni...
rüçhan konar
sanki, bir çiçek sepeti gibi özlem kapının önüne koymuşlar... ve senin garipliğini nasıl sevmişsem o boynu büküklüğünü düzeltip nasıl öpmeye eğilmişsem teninden seni de öylesine kendimde bulmuşum acı; çılgın bir ıslık gibi gelir unutma sevdayı anımsatır iç burkan bir bakış birden etrafı sarar gecenin ışıkları göremem gözlerinin elamsı edalığını duyumsayamam tenini elim boş kalır...
tufan yukarıbaş
ne gelecek ver bana, ne bugünü aratacak ! çocukluk ver bana, uçurtma uçurtacak.
ramazan mustafaoğlu
kapımdan bakardın her akşam üstü bugün yoksun, içime bir sızı düştü gözlerinin hayaline gözlerim daldı tatlı hatıralar benimle kaldı oturduk günlerce hayalinle beraber yalnız bırakmadı bizi hüzün ve keder özlüyorum tatlı bakışını özlüyorum elimden tutuşunu aşkın alev alev yakıyor sinemi birtanem bana çok görme bu özlemi nereye baksam hayalini buluyorum gözlerinin hayalinde boğuluyorum seni özlemekten yoruluyorum sanki bir meçhule doğru savruluyorum sen gönlümde yeri dolmaz bir melek koşsam sana " seni seviyorum " diyerek okşasam saçlarını sarsam bedenini otursak saatlerce bilmeden nedenini mutlu ediyor beni senden gelen her acı anladım ki birtanem sensin gönlümün ilacı bir an olsun beni an yeter bütün kederim o an biter.
ibrahim yüksel
anneme
hayalinle başbaşa dün akşam dar odamda yırtık resmini süzdüm masamın üzerinde birkaç damla yaş sildim siyah buğulu camda... resmin dışına bakan o güzel gözlerinde birlikte yaşanılan baharın izi vardı
özlem uçsuz bucaksız bozkır çöl kadar sıcak aşk en derin kudretti benliğime hükmeden yol yakından yakındı görünse de çok uzak yüreğim senle çarptı toprak bile olsan sen...
dün akşam sonsuz aşkın beni bir daha sardı
zahide akdeniz
ne kadar oldu biliyor musun görüşmeyeli salkım söğütlerin altında çay içmeyeli gitar çalıp şarkılar söylemeyeli ne kadar oldu biliyor musun görüşmeyeli sesini duymayalı nefesini hissetmeyeli sana kendi dilimden aşk şarkıları söylemeyeli çok ama çok uzun zaman oldu görüşmeyeli ellerinden tutmayalı o ıslak dudaklarından öpmeyeli
ertuğrul serdaroğlu
seni özlemekle geçer günler geceler için için yakar yüreğimi hasretin alevlerin sarar bedenimi kül olurum.. duman olurum.. yıkılıp viran olurum. kaybolurum... yağmur olup yağar gözyaşlarım göl olur... sel olur.. tufan olur.. boğulurum.
yener koç
özlüyor muyum seni vurgun yemiş gibiyim bekliyor muyum dersin susuz yaz diyorlar seviyor muyum bir güvercin uçar göğsüm üste kulaklarımda kanat sesleri bir horon tutulur halaya durulur boncuk boncuk ter alnımda her damlası sevda her damlası duygu katarı ... işte özlüyorum seni ellerim şahidimdir bekliyorum ve yine sen şahidimsin seni seviyorum.
adem altuğ
özlem ayrılıkla doğar özlem aşkla yetişirmiş gündüz seninle var gündüz seninle güzelmiş
her acı büyütmez bendeki seni her acı acıtmaz artık canımı hasret denen bu zehir yer beni ama almasın seni, canımı
samsun - 05.04.2006
mustafa kemal özcan
bu günün de dünden farkı yok. hiç zili çalmadan, gene arka cebime uzatıp elimi anahtarımla açtım kapımı.
kapının altında birikmiş faturalar, kapalı kalmış bir evin pis kokusu. ne çocukların sesi, ne de senin nefesin.. yoktular...
istanbul - 11.02.2007
üçler uğurlu
daldın yine behey gönlüm kırk yıl öncesine gidesin geldi seyreylerken gurubu güneştepeden tuzun şavkıyla halaya durasın geldi.
demirli köprüde, çayda çimince eve gelip; anamdan, dayak yiyince salya, sümük donsuz yola kaçınca hıncından, sümüğü koluna silesin geldi.
cumhuriyet'te başladın ilkokula öyle günlerdi ki nasip olmaz her kula yazın kurşunlu camide; adem hocayla kur'an dan dersler alasın geldi.
tatilde babamla dükkan açardın manifatura, halı, mobilya satardın yazın tarlada sap üstünde yatardın toprakla hemhal olasın geldi.
helvacılarda taan kestirme yeyince bazen güveç yaptırıp, suyuna banınca hele birde çok acıysa; ciğerin yanınca karabük suyundan kana, kana içesin geldi.
köye gitmek için, yazı iple çekersin üzüm yemek için, dağbağa çıkarsın omar hocada çimer, hirfanlıda yüzersin boyalı çeşmesinde, buz gibi hatıla dalasın geldi.
dirgenle sap atıp, yabayla savursan dövene binip, sapın etrafını çevirsen akran çocuklarla harman yerinde uyusan gece gökyüzünde yıldızları sayasın geldi.
çerkez mahallesini, sabah akşam turlasak göz göze gelip, kızların gönlüne aksak laflarken zamanı unutup, geceye kalsak zifiri karanlıkta, korkudan titreyesin geldi.
lisede gençler bölündü, kitaplar rafta türkçüsü, dindarı hepsi ülkücü safta komünistlerle, bölücüler karşı tarafta kırk kişinin içine dalıp, dayak yiyesin geldi.
bektaşın kahvede kağıt, domino oynasan kaybedince cıllıyıp, çayların üstüne yatsan bazı günlerde okulu kırıp, sinemaya kaçsan orda da lise müdürüne, yakalanasın geldi.
teravih namazına asfalttaki camiye gitsek arkadaşlarla, sahura kadar petrolde otursak lafın belini kırsak, memleket kurtarsak ramazanda taanlı pideyle doyasın geldi.
hep beyazdır tuz gölü, dağın eksilmez karı baharda yemyeşildir her yan, yazları sapsarı kıyevini, karaseniri, hele şereflikoçhisar'ı... özledin bilirim; oraları çok göresin geldi.
ey gönlüm, seninle birlikte bende gelsem nazmi ile ibrahim dedeme, bir fatiha okusam kalbinden içeri girip, gönül teline dokunsam tüm güzellikleri üçlerin önüne seresin geldi.
çimmek: suya dalıp çıkmak, yıkanmak, yüzmek taan: tahin (...kestirme: tahinle şeker şerbetinin karıştırılmasından elde edilen tatlı yiyecek) hatıl: genelde çeşme önlerine, hayvanların su içmesi için yapılan ince uzun havuz, küvet. cıllımak: vazgeçmek, sözünden dönmek
09.09.2006 kaynak bir neslin hikayesi
ülkü yılmaz
özledim sesini nefesini tebessümünü özledim bakışını ellerindeki sıcaklığını
özledim seni güneşin ısıtamadığı dünyamda ay ışığının parıltısında seninle olmayı özledim.
istanbul
kaan güler
yokluğunda alev alır ruhum gözlerim görmez olur hasretin yakar içimi kavurur... dermansız kalır dizlerim yolunda koşamaz olur harab olur acı verir... kurumuştur pınarlarım, gözlerim, çöllerden kurak olur ağlayamaz... yakar, kavurur dağlar ciğerimi... gül misali solar gülmeyen şu yüzüm. yollarını gözler ağlamaksız bu gözler. bir an önce gel diye yanık türküler söyler yüreğim seni özler çok özler...
erzurum - 21.03.2007
sami ercan
içim gider duyunca tatlı dilleri her gün her gece akan duygu selleri okşasın yarin şefkatli elleri saçlarıma vuran yelin yerine... hasretinden düşüm azarsa vücudumu yarin teni sararsa zevk adına hangi güzellik varsa yaşadım desem gerine gerine... kendimden geçtim sarhosum kör kütük kapımı çaldın arasıra tek tük dumanından ne fayda, ateşsiz tüttük sığ tatminsizlik dalsın en derine... yeter, yeter artık sensiz gitmiyor uzaktan uzağa bakışlar yetmiyor muhabbetinle yanan kor bitmiyor döşeği serelim güneşten serine...
ismail uyaroğlu
usul, sessiz arkadaşım benim özledik seni susarak söylerdin çoğu şeyi konuştuğunda da yeri gelip usulca havalanır sözlerinden yumuşacık konardı sohbetimize içtenliğin sıcak kelebeği özledik seni
ve biliyorum ki sen de bizi özledin kitapların ve hayatın gizini ustalıkla çözmeyi bilen hasan'ı geveze ama güvenilir nevzat'ı yorulmak bilmez, çalışkan musa'yı kaytarıcı ahmet'i, özverili cahit'i her işe gülümseyerek olur diyen süleyman'ı hiçbir işe olur demeyen sabahattin'i erhan'ı, mehmet'i, ali'yi bir yalnız seni, sen hepimizi, her şeyi özledin sabahları işe giderken köşedeki bakkala selam vermeyi iş dönüşü, bir tanıdıkla ayaküstü laflamayı üst kattaki komşuların gürültüsünü hatta yandaki yatalak kadının iniltisini ve evini akşamları bütün yorgunluğunu eşiğinde bıraktığın acılarını dindiren evini evin de seni özledi koltuğun, kitapların, terliklerin bıraktığın gibi duruyor masan dolapta rakın (sahi hiç rakı içmedik biz seninle değil mi pek vaktimiz olmadı öyle şeylere çık da bir gün içelim) bıraktığın gibi duruyor tablada sigaran sekseninci sayfadaki gorki ve penceredeki karın seni bekliyorlar, dönmeni
seni bekliyoruz, dönmeni usul, sessiz arkadaşım benim özledik seni
betül turan
asfalt unutturdu bize yağmurla gelen, ıslak toprak kokusunu. beton yığın halkı arıyor şimdi eski ruhunu !
a.vahap kaygusuz
hasretle beklersin bir an evvel gelsin diye. çağırırsın yalvarırsın istersin ama nafile naz yapar. sitem eder. inadım inat der ve inadına bekletir seni yalvarırsın, el açar yalvarırsın. di çöker yalvarırsın. secde eder yalvarırsın istemezse gelmez. paşa gönlü bilir. gelir ama canı ne zaman isterse o zaman gelir.
bazan çok yakınında hissedersin. kucaklayacakmışsın gibi olursun. yüksek bir yerden kucağına atlayarak ! hava olup koklayarak ! hap olup içerek ! silah zoruyla kaba kuvvatla getirmeye çalışırsın. yakalamaya çalışırsın.
ya yakalayamazsam. işte bütün mesele burda ya yakalayamazsam sonuç zaten eksi eksi artı eksi olur yakalayamazsam
keşke özlendiğinde keşke sevildiğinde, keşke istendiğinde, keşke arandığında hemen gelsen biraz da naz yapmazsan. çok güzelsin sevgili ölüm
balcalı - 06.07.2000
semih yaman
bir gece uykularını bir seni
bir güneş ışıltısını bir sıcak tenini
bir beraber günleri bir birebir geceleri özledim.
bahadır karabulut
odam karanlık, görebildiğim tek şey, artık göremediklerim: çocukluğum, gözyaşlarım, aşklarım... ama insan her şeye alışıyor zamanla karanlığa da...
lüleburgaz - 2004
necdet evliyagil
" aşk gelince cümle eksikler biter " yunus emre (xııı.yy.)
aşk, bin kez değil, bir kez gelmeye görsün, ne eksiğimiz kalır, ne de yalnızlığımız. iki iken bir olmazsan dökülürsün, ölürsün, kozasını örsün doyumsuz buluşmalarımız...
aşk bir kez gelsin ölümsüz sevgimizi örsün, yalnızlığımızı yüreğimizden alsın götürsün. bu yaklaşmada bir de canım istanbul varsa, yaşantımız cennet boğaziçi'nde sürsün...
aşk gelince tüm eksiklerimiz biter mi ? yeni aşklar eskilerini siler mi ? yeter ki aşksız ve sevgisiz yaşanmasın. o güzelim gözlerin peşimi bırakmasın.
kaynak istanbul mavisi
hasan yenilmez
güzel biriydi özlem gözleri filan da vardı hani siyah üzüm tanesi gibi körlüğü... gülümsemesi de vardı damlanın suya düştüğü ana inat gözyaşları... hayatı vardı sıcacık ekmek kokusunda yaşadığı hayalleri... güzel biriydi özlem kurabiyeler kadar güzel sadece güzel...
25.11.2005
nizamettin doğru
özlem duyuyorum sevdiğim özlem saçının teline, teninde lavanta kokan terine gülüşüne, sesine özlem duyuyorum özlem.
burak güner
öyle özledim ki seni bir tanem... yıllanmış çınar kökleri, nar taneleri kadar... gökyüzünde yağmur dolu bulutlar, ve dillerden düşmeyen dualar kadar... öyle özledim ki seni, deniz dalgası saçlım.. ağustosun on beşi gibi sıcak ellerini... bakınca mutlulukların en güzelini gördüğüm gözlerini.. ve sevene huzur veren o tatlı sözlerini.. öyle özledim ki seni bir tanem... anlatamam kalemle, şiirle, sözle... şiir şiir seni yazdım bir tanem... şarkı şarkı okudum, saniye saniye yaşadım seni... yağmur olup tane tane yağdım... seni sevdiğime değil, bizi ayıran kaderime ağladım.. şiirlerim nasıl da sen kokuyor... kalemim nasıl boş, nasıl da boşanmış kadehler gibi... ve nasıl da yazıyorum hasretinle... seni ölümüne seviyorum meleğim.
gebze - 10.04.2008
tuna başar
yazamadığım şiirlere kurgulayamadığım öykülere karşılık bulamadığım aşklara ve hiç yaşanmamış bir hayata özlem duyuyorum
sahip olamadığım dostlara elde edemediğim başarılara yüreğimdeki derin sancıya ve hiç yaşanmamış bir hayata özlem duyuyorum
zayıflayan inançlarıma peşimi bırakmayan sigara dumanına içimdeki hiç büyümeyen çocuğa ve hiç yaşanmamış bir hayata özlem duyuyorum
geçmişin sularıyla yeşeren tecrübelerime geleceğin karanlığıyla şekillenen hayallerime asla ulaşamayacağım " renkli " yıldıza ve hiç yaşanmamış bir hayata özlem duyuyorum
bir ocak akşamında yitirdiğim masal gözlü güzele siyah bir defterin arasında unuttuğum beyaz karanfile uğrunda alışkanlıklarımdan vazgeçtiğim smyrna düşüne ve hiç yaşanmamış bir hayata özlem duyuyorum
zihnimi sürekli kemiren takıntılarıma hiçbir anını unutmadığım özel günlere karşımda " imkansız " diye bağıran roman kahramanıma ve hiç yaşanmamış bir hayata özlem duyuyorum
hiç yaşanmamış bir hayat ve hiç yaşanmamış bir aşka duyduğum özlem bir gün anlamsızlaşacaksa duyduğum bütün özlemleri anlamlandıracak mavi gözlü bir meleğe ihtiyaç duyuyorum...
afyonkarahisar - 24.05.2007 00:52
özdin demirata
kanadım olsa, uçmaya var mı imkan. figan etsem, duyulur mu sesim uzaklardan.
bir şey istesem, yapar mı kuşlar. bir şey söylesem, götürür mü uzaklara.
sonra bir şey daha istesem bulutlardan. yağmur misali, yağdırır mı beni, susamış topraklara.
2000
korkut sabah çelik
her an yolunu gözlerim yorgun düştü gözlerim seni çağırır sözlerim seni sende özlerim
ahmet hamdi tanpınar
kime dokunsam sensin kimi çağırsa dudaklarım... başımın tacı, canım efendim. görünmez çığlıklarımı gören eğilmez başımı öpensin. sen bir deniz derinliğisin uslanmak bilmez kederler ülkesi... coşup yağan fırtına sessizliğim kül kedisi yorgunluğunda kalbim masalcı ninesini arıyor
refik durbaş
sesimi biriktirmiyorum artık ağlama ne kadar gelişmiş olsa da acı üretimi yüzbinlerce kuş uçurdum hüzünden arınmış sen ki zehirlerini soydun sevdanın ve zamanın sesimi biriktirmiyorum artık ağlama kalbimde özlemi yok imkansız baharların
mehmet bozkurt esenyel
seni görmeden geçen yillar koskocaman bir yangin dünyami tutuşturan. kupkuru bir otum şimdi, sonu yok bir çölüm. ıçim dişim özlem... bilmiyorum her şey fani iken niçin bitmez benim çilem. sana gel diyemiyorum bir tanem. ölmek daha kolay olurdu seni bir daha görebilsem.
ankara - eylül 1972 kaynak kara sevdam ak özlemim
mehmet bozkurt esenyel
gelmeyince nazli yar ben aglarim, yol aglar. sazim da sustu artik ben aglarim, tel aglar.
sonbaharda dal üzgün, dag ardinda yol üzgün. mektubun gelse bir gün ben aglarim, pul aglar.
bilemiyorum niçin peşindeyim bir hiçin. bir yudumcuk su için ben aglarim çöl aglar.
yuvarlandim ben yine uçurumun dibine. can veren bülbülüm ben aglarim gül aglar.
özledigim nedir, kim ? çekerim çilem benim. nerde dost dediklerim ? ben aglarim, dil aglar.
ankara - 16.01.1986 kaynak kara sevdam ak özlemim
mustafa sarı
yalnız gecelerim, sensiz, sensiz gecelerim, yalnız, gecelerim, yalnız sensiz, yaşanmıyor, sevdiceğim ?
sensiz geceler, hazan, geceler, sensiz ayaz, ayaz geceler, bu yaz, uyunmuyor, sevdiceğim ?
zihni özselman
sabahın ışıklarıyla yekpare mevsim serin rüzgarlar saçlarını okşayıp sevsin bir kargaşa içinde gerçek sandığım hayat gecelerin getirdiği rüyalar kadar berbat biliyorum keyfin yok senin bu aralar aklını başından almış soğuk havalar
bir gül gibi açacağın bahar yakın tenini yakan güneşin ışıklarından sakın bitmeyen hayal içinde harcarken günleri sen bahçede toplarken yeni açan gülleri zamanın hüznüyle hatıralar akıp gider aşkımız bir nağme gibi yazlara siner
canada - 18.01.2007
m. enes gölgeli
küçücük yüreğime bir sevda konmuştu. daha çocuk sayılırdım, ama sanki asırlardır vardım... bir güzele gönlümü kaptırdım, sonra en karanlık hücrelere atıldım. bir an görebilmek için o'nu, çok değil, yalnızca bir görümlük, canımdan caymağa razıydım. ama bir daha ne o'nu, ne de mutluluğun yüzünü gördüm. yalnızlık hala içimde kördüğüm. beni yakan bu hasret, benimle birlikte gelecek. ama benden sonra, kim bilir ne ömürler bitirecek...
istanbul - 19.09.2004
tolga çelikoğlu
bir tek sen vardın bir zamanlar gözlerimde, sözlerimde hatta hayallerimde şu uçsuz bucaksız dünyada senin yanında yalnız, yapayalnızdım. hatta senin yanında yalnızlığa o kadar alışmıştım ki sen gittikten sonra bile herkesin yüzünde seni gördüm... sen her yerdeydin.yalnız sen, başka hiç kimse. ama artık yalnızlıktan sıkıldım. hani küçük bir kor yeniden parlamak için bir kıvılcım arar ya ben de yüreğimde, yaşadığım aşkı yeniden ateşleyecek bir kıvılcım arıyorum, beni sevginin gücüyle uyandıracak bir kıvılcım arıyorum. bir yandan da küle dönecek olmanın verdiği korkuyla.
mustafa bilgili
daha çok küçücüksün, kıyamam sana, tadın balda bile yoktur, doyamam sana, ne çileler çektim ah özlem, sayamam sana, şimdi tüm dostlarıma yabancı oldum, inanmadılar aşkıma, yalancı oldum.
ben ağlarken zalimler gülüp geçtiler, yüreğimdeki sevgiye değer biçtiler, en acılı günlerimde, koyup kaçtılar, şimdi tüm dostlarıma yabancı oldum, inanmadılar aşkıma yalancı oldum.
bir sahte gülücüğe bile çok çabuk kandım, dünyayı el ele yeniden kurarız sandım, elden, dilden ah özlem ta yürekten yandım, şimdi tüm dostlarıma yabancı oldum, inanmadılar aşkıma yalancı oldum.
çabuk söndürdüler yüreğimde yanan cevheri, oysa sevmek çok kutsaldır, ilk günden beri, vallahi çok özledim, bir daha dönemem geri, şimdi tüm dostlarıma yabancı oldum, inanmadılar aşkıma yalancı oldum.
seninle dostluğumuz daha çok yeni, bir " merhaba " deyip de mutlu et beni, dünyalara değişemem bil ki ben seni, şimdi tüm dostlarıma yabancı oldum, inanmadılar aşkıma yalancı oldum.
ankara - 2000
emine tunç
özlem içinde, dalan gözlerim, geceyi aştı, sana ulaştı.
içimde buldum, ben yine seni, yaşadım sevdamın, her zerresini.
hasretim arttı, gönlümü yaktı, ruhuma sevdanın hüznünü kattı.
sana doymaktı, asıl maksadım, suya hasret çeken, çölü yaşadım.
gözlerim gökte kaldım öylece, yüreğim tümüyle sevda yüklüce.
duymak yemedi, bilmek yetmedi, kalbim seni de görmek istedi.
isteğin yerini tutkular aldı, gözlerim umutla uykuya daldı...
06.03.1984
ülkü toykuyu
sardı yine deli hasret kozaları, sımsıkı boğarcasına, ipek yumakları değil : halatlarla örüldü özlemlerim güneş ışığına yasaklı günlerim, dut yaprakları misali, delik deşik yüreğim. duygulara yenik, hüzünlere hazırlıklı, sabırsız beklemelere, hayallere korkulu, tutsak mıyım yıllara ? tutsak mıyım hasretlere ? sevinemem bile gelişine şimdiden daha, gidişinin acısı çöker yüreğime...
1997
korkut sabah çelik
akıp bitsem bilinmeyen o yere gürültüsünden hayatın dinginliğe mavi dalgaların beyaz köpükleriyle uzaklardan gelen müziğin melodisiyle topal bir güvercinin kanatlarında takip ederek güneşin bıraktığı izi bırakıp geride hırsı, acıyı, nefreti yaşasam hep huzur ile aşk ile, aşkım ile
asker sakınmaz
özledin bilirim özledin beni ben senden daha çok özledim seni gelsem de bitmez ki gönül hasreti sen ayrı ben ayrı yataklardayız.
şu dağlar ovalar çekilir aradan gün gelir seni bana gösterir yaradan işte asıl çilem başlar oradan sen başka ben başka nikahlardayız.
sorma nasıldır nicedir halim hasret aşı, gözyaşına ediyom talim sana ne diyeyim kaderim zalim sen bana ben sana yasaklardayız.
almanya
asker sakınmaz
dağlara sis inmeden yollara kar dolmadan lale sümbül solmadan bekliyorum seni seni.
gül bülbüle darılmadan toprak yer yer yarılmadan can bedenden ayrılmadan bekliyorum seni seni.
almanya
eda karan
bir özlem duymalı insan geride bıraktıklarına yoksa canına işleyen sızı nasıl döner senin yalnızlığına
bahçendeki çığlığımı anımsamalısın yıllarca yoksa sevdam nasıl ışık olur alacakaranlığına
sen elinden tutsan da tökezlerdi bu sevda yüreğime dokunmasan da düşlere kapılırdı nasıl olsa
sevda benim sevdam bundan kime ne el değmemiş düş ülkesi buldum ben senin bahçende
turan özdemir
firari sevdamsın benim, kovaladıkça kaçan, kaçtıkça çoğalan. beynime ve yüreğime, bir mıh gibi çakmışım seni, söküp atamam. kelepçeli sevdamsın, özlemimsin dünüm, bugünüm, yarınım gecem, gündüzüm. ve de bilmem daha neyim ? bir martının, dağlara sevdalandığı gibi, işte öylesine sevdalıyım sana. sen sevdalı olmasan da bana !
erol yılmaz
güzel olan ve iyi olan herşeyin ama herşeyin kokusunu duymak sesini tadmak istiyorum
1991
zafer eker
sevgiliyi arıyorum bu gece uzaklarda bir yerde özlüyorum hangi geceden kaçtımsa bu şehre uzaklarda bir yerde çok pişmanım
haddi yok gözlerimdeki karanlığın konuşmak haram gibi bir şey gelir neyse ve nedense sensiz yaşamak ellerim kendini günahtan bilir
yoncası düşmüş son bir umut bende mazlum gözlerinde takılıp kalan son bakışa hasret geldim bu şehre ve emin ol aşkımızı heceliyorum uzaklarda bir yerde duman tüterse
hangi geceden kaçtımsa bu şehre seni hala çok seviyorum inan
hangi geceden kaçtımsa bu şehre uzaklarda bir yerde özlüyorum ah özlüyorum gözlerinde yanıp yanıp erimeyi su gibi aziz biliyorum.
ibrahim gül
sevgiliye
her şeyin saklısı insan bu insanın haklısı özlem girince gülüm acı olur var olan tatlısı...
gerçek var olan aşk ömüre dolan özlem yaşanınca gülüm bahçede güller hazanla solan...
varlık adına olur yaşam paylaşımla gelirsen olursun paşam özlem ansızın kapı çaldı gülüm gözyaşı avucumda koşam..
ses titrer, dağlar girerse araya ruh aç kalır, hasretle sılaya özlem yürek parçalarsa gülüm gel de sen dur de ! melek ile sevdaya...
sivas - 27.08.2007
abdullah toklu
ayrılık isterim, mesafenin en kısa olduğu, mesafe isterim, yolun en kısa olduğu, zaman isterim, göz açıp kapayacak kadar gözyaşı isterim, mutluluğumuz için akan, mekan isterim, ayrılmayacağımız hiç bir zaman,
isterim ki hiç ayrılmayalım isterim ki mesafeler girmesin aramıza zaman dursun isterim, seninle olduğum her mekanda
ayrılık, gözyaşı, mesafe, zaman, mekan karmaşık duygular içindeyim seni düşündüğüm her an...
özgür aydoğdu
davamız allah için çıktık meydana alnımız aktır bizim şükür allah’a allah diyen kardeşimle bütün olmaya her an yan yana olmaya geldik
fikrimiz birdir bizim gücümüz de bir var olan şu davamız allah’a esir düşünme insanoğlu hak yoluna gir seninle bir bütün olmaya geldik
hatanla gel, yanlışınla gel, yeter ki gel bir olmuşuz lakin olacağız sel dağları da deleriz, sen yeter ki gel öteye borcumuz var, vermeye geldik
başımız bozuk olsun, düzeltiriz biz cihat bile yaparız, müslümanız biz bir avuççuk kafire korkma ! bizler yeteriz ortada bir hesap var, sormaya geldik.
giresun - 01.06.1994 23:58
ethem fazıl bayır
sonbahar rüzgarlarında özledim seni. mevsime düşmeden yüreğime düşen, amansız kar taneleri ile üşüdüm. ve yapraklara heves kuruyup da, biçare ümit tutan ellerimde özledim. yürüdüğüm kırıktaşlı yollar misali, yorgun düşmüş hüzün seferlerim. çıplak dallara konan zayıf kuşların, yükü ağır küçük gözlerinde özledim. yamaçlarında vuslat aradığım dağlarda, hasret kokan çiçekler buldum. döndüm odama, zalim duvarlar arasına, penceremin yağmur şarkısında özledim. boşalmamış bulut doluluğunda, kahır sancısı, içimde biriktim. odun attıkça derdimin ocağına, bacaların kara dumanında özledim. kulağımda trenlerin ağıt çığlıkları, tren gitti, ben ve raylar paslı kaldı. dişlerimde sen dolu dua fısıltıları, kör gecelerin yalnızlığında özledim. yalın ayak yolculuğunda sevdamın, hep korku diyarlarını durak yaptım. dikenleri ardıma yol ettim, efkarımın gül bahçesinde özledim. yakamoz çökmüş sessizliği bakışlarım, kilitli kalmış tükenmişliğinde ufkun. koştum, çok koştum bu nöbetlerde, soluksuz, dermansız dizlerimde özledim. dönüp dolaşıp en başa vardım, çıkmazlara düştüm, yönümü şaşırdım. kristal ışığı bin parça oldum, her parçamda ayrı ayrı özledim. eski bir hikaye gibi çektiğim, kendim anlattım kendim dinledim. başıma çökmüş dinmez kederim, ben, seni bende, kendimi sende özledim.
hülya güler
gittin gelmedin geri özlemini çekerim bıraktın yalnız beni acıyı nasıl gidereyim ? söyle bana bir cahiri ver bana bir tek umut hadi geri gel yarim öp ve de elimi tut !
nefesini bile ben hergün fazla özledim ah bir gelse derdim bana ama yine gelmedin...
sevgisiz ve uykusuz yürüyorum yollara bir tek bakış resmine dünya veriyor bana ama kollarımda tutsam yine başka bir duygu ah be yarim geri gel kalbim özlemle dolu !
nevzat çelik
erken kanepeye uzandığında sen boynuzsuz bir geyik yeşile çalıyor iki dal çatallanıp karşılıklı uzuyor dönüp bakıyorum dalıp bakıyorum ilk viyadüğü pas geçiyorsun rüyanda ikincisini üçüncüsünü ve ne varsa kötü anılar edinmeyeceksin bu iyi misafirini bekleyen takımı açıyorum her tabakta gül bir başka soluyor oysa gül kırmızıdır hangi rengi açsa değilse büyük sular rahat durmaz denizin köpüklü atları martılar bulutlanır üstümüze bembeyaz
bir solcu asılacaksa mesela deniz sicim yüz metrede bir peşin ingiliz vadeye döküldüğünde çin seddi neyse ki inek bir kere hindistan şarap enine üzüm bağları boyuna iki göz peri bacası sen bademin uyuyakalmış hali inceliğin buğulanıyor bir tamam demek gece henüz bar bile değil dönüp bakıyorum dalıp bakıyorum sadece gözlerine mi orana burana kasıklarının ağdasından kaçan bir kılın aykırı yatışına kim bilir kaç sevişme ezilmiş çimen tadı ağzımızda
konuşuyorum seninle baktığımdan çok sevdiğim bütün kadınlar özlem oluyor sende mevsimler sırasını bozmuyor coğrafya kitaplarına uygun soyunuyorsun saçını ne kadar bıraksan o kadar uzuyor dönüp bakıyorum dalıp bakıyorum sana hırızmasını kaybedip halhalını arayan arı kovanına dalıp bal gibi çıkan ayrıntılarda adamı adam gibi yapan seni sabahlara kadar bıraksam ağlamasız bir çocuk gibi yatarsın sen beni mutlaka baba yaparsın kim bilir bana daha neler yaparsın sen işte galaksileri kişisel kılan sen işte gölgesi boyuna yakışan sanal değil tepeden manzara ayrıca doğru söylüyorsun bir ceylan otobana çıkabilir asfalta düşerse oryantal sen işte burada kalabilirsen uzun kal
alparslan mazi
gel arkadaş gidelim, gidelim de yüz sürelim. gönlümüzü dosta verelim, ruhumuz hasret gidersin.
ankara - 28.05.2001
murat duman
gözyaşlarım gibi, saf ve temizsin, bu gece düşüme, gelsen diyorum, duydum ki unutsun, beni demişsin, bu gece düşüme, gelsen diyorum...
sensiz ben bir hiçim, elimden tutsan, hasret nöbetimi, başımdan atsan, çiçekler misali, kokular katsan, şu hazan yaşıma, gülsen diyorum...
nefretin kolunu, baş başa kırsak, özlemle sarılıp, zirveye varsak, gönül bahçesinden, gülleri dersek, sevdanı başıma, salsan diyorum...
ıslansak yağmurda, tutulsak kara, yokluğun içimde, onulmaz yara, beklerim yolunu, gelsen bahara, gelip de aşıma, dalsan diyorum...
aklım ziyan oldu, aşarken kırkı, güldürmez mi bir kez, feleğin çarkı, kalmadı muradın mecnundan farkı, aşkınla kışıma, dolsan diyorum...
ankara - 03.03.2006
abdullah abalı
bir güzel vardı düşümde beyaz tenli bir kız egenin bir şehrinde kalabalıklar içinde yalnız kilometrelerde değil gönüldeydi yakınlığımız aynı rüya idi farklı şehirlerden daldığımız
uzatmak istedi bana bir gün elini kurtar beni bitsin bu yalnızlık dedi o kadar büyük ve kabaydı ki ellerim tutmak isterken onu çok incittim
ve öyle derin dalmıştım ki o büyülü rüyama unuttum tüm bildiklerimi unuttum bir anda esiriydim sözlerimin, tutsak kaldım zamanda suçluyum yazıyor o hazin hükmün tutanaklarında
kıramazdım kimseyi onu kırdığım gibi çünkü o düşlerimin sonsuz özlemiydi özlemim bir garip soruyla son buldu sen hiç aşık oldun mu, hiç aşık oldun mu
sezgin öndersever
hatıralardan kulaklarıma gelir bir ses. yaktıkça viran eden o güzel nefes. baktım ardım sıra sen misin ? diye. ne gelen var ne de soran bu kez.
yalnızlık içimde bir çiçek, her mevsim açar. sanma yaşatır beni senden geri kalanlar. baktım ardım sıra hatıra mısın ? diye. ne unutur seni bu gönlüm ne de hatırlar.
zaman karlar yağdırdı önce saçlarıma. sonra gözyaşı döktürdü avuçlarıma. baktım ardım sıra sebebim misin ? diye. ne sensin ne de başka biri yarınlarımda.
zeytinburnu - 16.01.2002 13:40
emine tunç
hani o sımsıcak, içten bakan gözlerin ? çağlayanlar kadar berrak, duygu dolu seslerin ? ruhuma merhem olan o çoşkulu sözlerin ? ben yine sesini, sözlerini, gözlerini özledim...
m.levent özgeç
özlem denizinde sandalım battı yıllardır ararım bulamıyorum. düşlerim uykuya zamansız yattı aylardır hayıra yoramıyorum !
bir hayal yanımda kendi uzakta yolunu bekledim viran sokakta kavuşmak masalmış yolu bırak da bir türlü yanına varamıyorum !
bedeni sır oldu bakışı zehir gözleri gözüme dökülen nehir kırılan kanadım yolunda erir uçup da dalına konamıyorum !
yenildi ömrüme gönül muradım düşlerimde kaldı hep umutlarım dolmuyor ki onsuz ömür miadım azrail koluna giremiyorum !
özlem denizine demir atınca kalp onu vururmuş her atışında başıma silahı sıkardım amma ayrılık salına binemiyorum... !
ankara kaynak gönül pınarı
ali ahmed hekimoğlu
özlem doluyum bugün taşıyamıyorum duygularımı yağmur yüklü bulutların suya aç topraklara kavuşma arzusu gibi seni arzuluyorum duygu yüklüyüm bu gün sakladım göz yaşlarımda süzülen her damlada binlercesi var sana ifade edemediğim ağırlığında ezilip dışa vuramadığım aşkıma ait duygu yüklüyüm duygu yüklüyüm bu gün yabancı ellerde yalnızlığıma inat sana muhtaç yerlerde
mehmet bozkurt esenyel
bilmedigim limanlardan demir alma, gelme, çare olsan da ölüme.
acilarimi taşiyan gemi ! özlemim bana yeter, onunla avunuyorum çok görme bana bu özlemi.
bekliyorum her gece sensizligimin acilarimla öpüştügü demi. sevilmek bir hayal bence yetiyor bana yetiyor sevgilinin özlemi.
teknen patlasin dökülsün acilarim denizlere, ıstemiyorum gelme çare olsan da ölüme.
özlemim bana yeter acilarimi taşiyan gemi. avunuyorum özlemimle ben çok görme bana bu özlemi
ankara - 16.01.1980 kaynak kara sevdam ak özlemim
asker sakınmaz
dünyanın düzeni tersine dönse hoş geçen günlerim geriye gelse terk edip gidenler dönmeyi bilse.
kışım bahar olur dünyam bir cennet haktan dileğim bu, kula ne mihnet.
hasretlik benimle arkadaş oldu bazan kaybetsemde arayıp buldu gençliğim bir gül gibi sararıp soldu.
sıla oldu sanki bana şu gurbet özlemle beklerim dolmuyor mühlet.
gün gelir bedenden çekilir can buz keser damarda sıcacık kan deli gönlüm ne olur artık uslan.
mal mülk eş dost edemez himmet tek başına toprağa girersin elbet.
almanya
nebahat uzun
zamanın ötesine yolculuğum bileti özlem kokan trenlerde tutar ellerimi tek bildiğim varlığında yokluğunu çektiğim dost eli kaf dağının ardında buluşacaktık seninle ben yollara düştüm düşmesine de sen nerdesin kimbilir ? gün kapanıyor, kendini gösteriyor ay ümit bırakmadan güneşe... tut elimi, karanlıktan korktuğumu belli etme geceye, yalnızken kendime bile yabancıyım artık geri dönemem varsın beni fırtına alıp götürsün burada zaten hep kiralık evler var bense saçlarımı rüzgara bıraktım fırlatıp attım o eski mektupları boşalttım içimi boşluğa... bavulumda tek, özgürlüğe hasretliğim, cebimde umutlarım çıktım zamanın ötesinde yolculuğa...
mustafa özdemir
bir yer var seni anlatır durur başında çiçekten taçlar ellerin narin gözlerin derin bir hikaye okur istemeden evlenen on sekizlik gelinlerin
ıslak kumlara basarak yürüdüğümüz yer ayın gölgesinde dans ederek öptüğüm dudakların çocuklar gibi koşarak döktüğümüz ter nerede o şimdi terimi silen parmakların
deniz ve kumda ararım seni mavi sular gözlerin deniz hışırtısı sesin deniz ve kumlara yazarım ismini martılara seslenirim seni bana getirsin
bir yer var orada güneş batmaz soluduğum sensin orada içtiğim sen batmayan güneşe kızar yakamoz hadi uzat elini artık parlayayım ben
hey kalbimi inciten sahil yağmurunla yıka rüzgarınla uçur beni tenimden kokun gitmesin sahil sevdiğime kavuştur beni.
istanbul - 08.07.2007
yaşar akbaş
çok uzun yıllar geçti, görmeyeli, görmeyeli seni, kimbilir belki de hala güzelsindir, gençliğindeki gibi. kimbilir belki de zaman göstermiştir sende hünerini, marifetini gezdirmiştir üzerinde kalemini, fırçasını, rimelini. gam çekme esmer güzeli, zaman ne kadar değiştirse de seni, sen bende hala güzelsin, ilk gündeki gibi. hoyrat, nadan ne bilir senin kıymetini, değerini, özledim, özledim, özledim seni.
yasak ve aykırı bir zamanda başlamıştı aşkımız oysa, baharla başlardı aşklar, aşk'ı bahar başlatırdı, bizimkisi ağaçlar yapraklarını dökerken başlamıştı, açarken noktalandı. bir kuş misali açılan ellerimden uçup gittin sen, ne bahara ne sana doyamadım, mahsur, mağdur kaldım ben aykırı da olsa, zamansız da, ayıp da, özledim, özledim, özledim seni.
gerçi kalplerimiz hariç, sevişmedi hiçbir uzvumuz. şahit olmadı aşkımıza ellerimiz, dudaklarımız. varsın bazen gerçekleşmesin imkansız aşklar hayatlarımızda, sevgimiz çiğnenen sakız olmasın, olmasın ağızlarda. avunurum ben hatıralarla, amma özledim, özledim, özledim seni.
karşılaştırdı yıllar sonra bizi sessizce zaman donakalıp öylece bakıştık seninle bir an, ah.. ! ne çok şeyler vardı o bakışta anlatılan ayrılan yollara ağıttı gözlerinde buğulanan, yağan yağmur damlalaları değildi yanaklarını ıslatan hafızamdan hiç çıkmadın çivi gibi oydun beni özledim, özledim, özledim seni.
kimbilir belki de evlenmişsindir. kimbilir belki de çocukların da olmuştur. belki de mutlusundur yuvanda, kocan ve çocuklarınla, oysa ne kadar çok sevmiştim, istemiştim seni, heyhat ! bulduğum yerde kaybettim seni.
bir güleryüzlü yar kaldı hafızamda, tatlı mı tatlı, sıcak mı sıcak, derdim ki, inşallah benim olacak, benim değil, elin oldu, derim ki; inşaallah mutlu olacak.
aksaray kaynak eylül şiirleri
burak demir demirus
özlem bulutları kaplamış göğü özlem her yerde yağmur yağıyor dışarıda ıssız sokaklar yaş gözyaşlarımı içime akıtıyorum kalbim yaş özlem sarmış bedenimi özlemi özleyen ben sessiz sokaklarda bata-çıka yürüyorum orhan veli'ye acıyarak çukura bakıyorum insanın elindeymiş gibi erken gelen ölüm, özlemi düşünüyorum kimbilir belki derinlere dalıp bir çukurun yutmasını bekliyorum özlem karanlık ve düşündürücü özlem öldürücü belki de ölümü bekliyorum.
keriman uzun
hiç bitmeyecek sanmiştim. dogan günün arkasindaki yarinlari oysa bak elimizde ne kaldi; anilardan başka, ah; bir de anilarin arasinda kalanlar da yok olup gitmedi mi ? (gitmeseydi..
koca yürekli dost dedigin; gözlerine bakmaya korktugun; senin için vazgeçilmeyenlerin arasinda; arasini birak, ilk siralari alandi; tüm bunlari bir anda silip arkana bakmadan; nasil da çekip gitmiştin...
gel de inan artik, gözlerindeki anlamli bakişlara agzindan eksik olmayan, gülüşün arkasinda sakli kalan; gözlerinde geçmişte yaşadiklarin, suçlu olarak anilarin arasinda gidip gelişin; ıçindekileri, yüzeysel olmayan o kadar çok duyguyu bir arada yaşadin ki; artik sana olan sevgim de; sana gözüm dedikçe; kelimeler bogazimda dügümleniyor. defalarca sordum; neden neden diye; aldigim tek cevap; " herşeyi kendi dünyanda yaşiyor olman " di.
01.07.2003
öncel ipekçi
öyle bir adres ki tarifi gidişte değil dönüşte gerekti
anladım ... ayrılığın bu demekti
kaynak rüzgar kanatlı sevdama
enver özçağlayan
son özlemsin gönlümdeki ey nazlı çiçek bil ki yüzüm sen gülünce ancak gülecek şebboy açan gözlerinden tüm hüznünü sil sen ağlarsan bil ki yüzüm hiç gülmeyecek.
mersin - 05.08.2002
fatih polatkan
birisi arıyorum adı özlem. saçı uzun gözleri siyah olan. adına şarkılar, şiirler yazılan. işte ben o özlemi arıyorum.
yolsuz kaldım onsuz kaldım. cebimde yalnız adı kalmış. bir de son sözleri. beni unut elveda
özleme giden yoldayım şimdi. ya öleceğim ya onunla döneceğim. beni arayıp sormasın dostlarım. ben artık yokum. yoldayım özlemin yolunda. o yol. özleme giden yol.
ahmet telli
hiç özlemedim seni özlemek dostluktandır dostluğundan öte bulmalıyım seni
sıcaklığını bulmalıyım dokunuşlarını, kenetlenişi terimizle sulanmalı yeryüzü güneş terimizle ışıldamalı sabah olunca
apansız fırtınalar çıkmalı sarsılmalıyım
özlemek yanında olmak isteğidir gülüşünü görmek biraz da hiç özlemedim seni
saçlarına gül takmam bir ırmak gibi akıtırım ovaya soluğunla yanar dudaklarımın bozkırı
akkor halindeki ufuk bakır bir tel gibi eriyip gider kraterler ortasında kalırım
toprak yarılır birden su kirlenir
ürpertir bu coğrafya bu serüven ikimizi bir anda yaşadığımı duyarım
hiç özlemedim seni özlemek dostluktandır dostluğundan öte bulmalıyım seni
oğuzkan bölükbaşı
şimdi özleyenler vardır beni bir sıcak şiir dizesinden yeni çıkmış sevgi gibi nohut oda bakla sofa bir hayatın içinde ne biçim bir tebessümdür acı mı, tatlı mı yüz çizgilerin evrenin genişliğinde sıkışmış kalmış bir yerde ağır devinimlerde öpüşür hayallerin
şimdi özleyenler vardır beni bir otobüste, bir trende ve belki bir kafede gazeteyi okurken aklına gelmişimdir gözlerim vardır sayfalarda belki bir haber benden kıskanmışsındır
şimdi özleyenler vardır beni önündeki rakı kadehinde muhabbet ararken dost olmak istemişsindir bir tanımadık yüzde beni arayıp olsam iyi olurdu yokluğum rüzgarlı çocukluk akşamları ağlamışsındır
şimdi özlediklerim var benim zamanın bir yerinde sesini duyduğum her renkte saçları ve her renkte gözleriyle bir anı yapıştırıp giden hayatıma kimisi bir kadehte kimisi bir paket sigarada kimisi bir deniz kıyısında unutulmuş
haydi toplanın bugün bizi konuşacağız.
ayşegül toker
bir garip efkar. sigarayı çeker gibi ta derinden. derin ki öte. efkar işte, ne kadar anlatsan boş. boş ki uzak... bana bir şey anlat hikayeleri. derin ki içten. ne çare ki, hiçbiri seni bana getirmez. denize özlem var hep içimde. maviye, yeşile. sahile karşı, serin dalgalar gölgesinde. bir çay özlemi, hep seninle yudumlamak. karşılıklı tıpkı eskide olduğu gibi. sence insan kaybedince mi anlar değeri. yoksa çaresizlik içinde arar mı ? eski günleri. ne dersin ?..
a. aziz kan
sana dair her şey yaşıyor anılarda
gülmeye göz bebeklerimi hasret bırakan sen
yine dört duvardan ibaret hayat
kanepeyle barışık yatağa küs geçiyor zaman
tavana çakılı gözlerimi acıtan ıslaklıkla sensizlik çöküyor üstüme her akşam
moskova - 26.02.2002
irfan özcan
seni özlemek demek biten bir günün akşamında aramakmış gözlerini yoğunlaşan duyguların pençesinde lime lime olarak ve iki büküm çaresizliklik içinde devrilmeye başlayan bir günün akşamında yaramaz bakışlarını aramakmış donuk percerelerde seni gözlemekmiş, seni özlemek..
tebessümlerine hasret yine sensizliğim seni özlemenin mengenesinde eziliyorum, çaresiz bütün hücrelerimden sızım sızım bir acı damlıyor sürüdüğüm adımlarımın arkası sıra ve sen yoksun...
oysa sensizlik, baharda dallarında tomurcukların donmak demek aldığım her nefesi veremeyecek gibi almak, boğulmak, demek derinliği belirsiz denizlerde çürümüş bir urgan gibi düğümlenmek demek bir daha çözülmemecesine çırpınmak demek okyanus dalgalarında seni özlemek demek...
gündüzler mi acı, yoksa geceler mi kabus olmaya başladı ayırt edemez oldu sensizliğe bakan yeşillikler her gece senli rüyaları görmek her sabaha sensiz uyanmak ve artık rüya görmemeyi dilemek kabus olmak kaybolmak sonsuzluk iklimlerinde arayıp bulamamak seni darağacının altında ilmiğin boyna geçmesini beklemek seni özlemek demek...
seni beklemek; ayarı bozuk saatlerin akrep ve yelkovanının dönüşlerinde aramak geleceğin saatleri ellerin kağıt kaleme uzanması zamanlı zamansız dostlarla oturup konuşmamak, onlara söyleyememek sana saklanmış cümleleri sigaramın dumanını savurmak boşluğa savruluşunda senin hayalini görmek sisler arasında sabahın ilk ışıklarından ertesi sabahın ilk ışıklarına kadar sokaklarda ayak izlerini aramak hep sıcaklığını dilemek, kucağını özlemek ellerini, dillerini, sözlerini hissetmeyi istemek ama hiç ulaşamamak seni özlemek demek ölmek demek...
edirne
zeki zeki
dilay ürün
özledim işte yine deli gibi, bu his ölüme benziyor, elim kolum bağlı bir şey yapamamak, nasıl olacak, ne kadar dayanıcam. dilay, ilk aşkım en çok özlediğim.. onun için 8 yaş göz yaşlarımı, aylarca döktüğümü acaba hissetmiş midir ? ya o'nu unutmamak için resmini beynime kazıdığımı düşünmüş müdür ? bilmiyorum.. defalarca evden kaçıp kiraza ona gitmek istedim. yapamadım.. bir kez olsun onu sevdiğimi söyleyebilseydim. 8 yaşında bir çocuk ve aşk. işin enteresan tarafı 26 yaşındayım ve hala onu özlüyorum.. bir film izledim az önce, benim yaşadıklarımı anlatır gibiydi, gözlerim doldu, zoruma gitti büyümek. yaşlandığımı hissediyorum.. korkuyorum iyi olan ne varsa hep dünümde kaldı.. en çok sevdiklerim benden senelerce uzaktalar.. bir gün çok param olursa küçük bir sahil kasabasına yerleşicem. deniz, yalnızlık ve ben.. çok yakışırız birbirimize.
küçükçekmece / istanbul - 2007
pelin aydın
seni özlemek...
herşeyden önce ve herşeyden sonra yine
seni özlemek...
hangi müzik uyar bilmem ruhumun " sen haline "
hangi şiir yazılır bilmem ruhumun " biz haline "
hangi aşk doldurur bilmem ruhlarımızın " eş halini "
26.07.2002 11:29
burak güner
seni özlemeyi en çok ben bilirim. hiç yakınmadım seni özlemekten. üstelik sana kavuşamama ihtimali, işlenmemiş soğuk bir taş gibi önümde dikilip dururken. sana dokunmamak yüreğimi böylesine acıtırken... yine de bil ey yar... bil ki, ben yüreğimi kanırtan bu acıya inat, dokunmadan tenine saatlerce sevişebilirim seninle...
erbaa
erel mez
özlemek seni tüketmek sensizlikte geceleri yahut bir mart günü kavrulmak aşkının ateşiyle
özlemek seni duvarları yumruklamak hasretinden yahut üzülmek kanadı kırılmış bir serçenin hüznüne yoksun diye
özlemek seni titremek sensizliğin ürpertisinden temmuzda geceleri ve tırnak geçirmek yastığa sevdanın şiddetinden
özlemek seni alevlendirmek gözlerini yahut umut ışıkları çıkarmak gözlerinden ağlamak gözlerinde senin
sonra bir sabah ansızın seni sevmenin müthiş gururuyla uyanmak defter kenarlarına adını yazmak asi birkaç mısra yazmak adına yorgun ama aydınlık
özlemek seni güçlü olmak senin acılara direnen yanın gibi ege'nin sularında yüzmek gibi seninle yahut konuşmak abidin dino'nun çizgilerinden
yüreğinin şarkısını bana söylediğin o ilk gece gibi şiirler okur gibi hasan hüseyin'den özlemek seni ve seni sevmek onurunu taşımak yürekte
düşünmek seni kahkahalarla gülmek çocuk gibi karanfillerin kokusunda düşünmek seni ne hoş bir mutluluk güldüğünü görebilmek, bilebilmek
ve senin ellerinin dokunduğu her yerden gülen dünyalar doğurtabilmek
özlemek seni şiir gibi, destan gibi özlemek seni şu dağlarda haykırmak sevgini bir ömrü yoluna serebilmek gibi
sinan gündoğ
bu sevgi ne büyük ki, bütün bedeni sarmış, hak bütün insanlara; kalp vermiş, sevgi vermiş, mutlulukta, ayrılıkta elbette bir hayır varmış, ayrılsak ne çıkar ki, özlemekte güzelmiş.
yeterki sevsin gönlün, düşünme gerisini, unutma ki insanlar, sevdiğini özlermiş, aşık olan gönüller yitirmez sevgisini, kavuşmak olmasada, özlemekte güzelmiş.
gönlümüz bir olsunda, yoktur başka dileğim, sende taş bas kalbine ayrılıklar üzermiş, sev sende benim gibi, sevdiğini bileyim, avuntum artık seni, özlemekte güzelmiş.
sıkılmam beklemekten, gelsede bana zulüm, insanın çok sevdiği, beklemeye değermiş, sen çıkma ortalığa, varsın olsun be gülüm, çünkü seni aramak, özlemekte güzelmiş.
murat tali
koşuyorum sonbaharın içinden sonum kış ama ben yazın sıcaklığından geldim üşüyorum ağaçların hepsi yapraklarını dökmüş dallar üşüyor çıplaklaşıyorum kaybediyorum utanma duygumu ayaklarıma yapraklar ve dikenler batıyor kanıyorum acılarım var ama ben sevgi oluyorum sevince açılıyorum arılar konuyor bedenime özlerimi alıyorlar kelebekler alıyor polenlerimi bir karanfile kardeş bir kardelene eş bir kasımpatına dost oluyorum özlemlerim açıyor koparıyorlar beni dalımdan bir gün vazoda bir gün bir defter arasında oluyorum gözlerinle karşılaşmak beni yaşama döndürüyor gülüşün güneşim oluyor nefesin soluğum sarsılıyor bedenim sen esince kırılganlaşıyorum sar bedenimi üşüyorum sar bedenimi özlüyorum sar bedenimi
numan yaşar
kaç gün sürer bu hasretlik haftalar bile geçmezken aylar çok uzun sürmesin o kadar bu sensizlik. sanki yedi yıl geçti yedi gecede sanki yetmiş yıl yaşlandım sensiz, seni özlediğim her saniyede.
hani “özlemim !” demiştim ya sana çünkü gözümde tütüyordun hem de öyle ki kafa yedirtiyordun…
ilk buluşmamızdan aylar sonra sen istanbul’a geldiğinde sadece birkaç kez buluşabildik sonra yeniden döndün samsun’a, seni son kez görüp uğurlayamadan, hani veda busesi dedikleri var ya işte onu alnına konduramadan, daha hediyemi bile veremeden…
otobüse binmeden önce hani şöyle uzun uzun sarılıp da son kez “seni seviyorum” diyemeden ve otobüs ağır ağır kalktığında pencerenin altında güle güle diyemeden…
sen gittiğin anda başladı, sana kavuşmadan bitmez hasretim işte yedi yıl gibi geçti ama yedi gün oldu sen gideli şimdi yeniden söylüyorum; “özlemim !” canım, cimcimem, bitanem biliyorsun seni çok seviyorum şunu da bil ki bir o kadar da “özlüyorum.
istanbul - 2007
nagihan günçaldı
biliyorum uzaklardasın çok uzaklarda özlüyorum seni ve delice seviyorum hala unutmadım parlayan ela gözlerini unutmaya çalıştım ama başaramadım
öyle güzel bakışın vardı ki beni o anda vurdu sanki dilim tutuldu, konuşamadım bilmem neden özledim seni çok özledim delice sevdiğimden
bir başkaydın diğerlerinden ayrı nasıl da sevdi kalbim seni herşeyimle vuruldum sana inan bırakma beni, ölürüm bırakırsan
çok hoştun ve hoşsun hala seni göremiyorum özlüyorum aslında özlem duyuyorum teninin kokusuna gözlerinin bana bir tek bakışına
sevgilim, artık ben seni özlemek istemiyorum ben seni görmek, seni yaşamak, sana dokunmak, sana sarılmak istiyorum seni özlemek değil daha çok sevmek istiyorum
evren sağan
alnımda derin çizgiler, yaslı gönlümde hüzün pek farkı kalmadı gecenin ve gündüzün nedeni ayrılık bile olsa üzüntümüzün özlemim kucak açmış sevgi akşamlarına dudaklarımdaki tuz, gözlerimdeki buğumsun ümidim, tek dileğim, yaşatan beş duyumsun evrendeki varlığım, ekmeğimsin, suyumsun özlemim kucak açmış sevgi akşamlarına hayat sevgi demektir gönlümdeki çağrıyı göğsüme yaslan dinle madem ki her şey fani yaşa ve sev küçüğüm kalbim haykırıyor, hayat bulmuş sevginle gonca dudaklarına can versin öpücüğüm bu ölümlü alemde kalsan da bir ölsen de yaşamak; sevmek için yaşamayı sevmektir. yaşamak bir tek soluk, ağlasan da gülsen de yaşa ve sev küçüğüm hayat sevgi demektir
selahattin ocaklı
yürüyorum bu yollarda, sevdan çıkmaz aklımda, ecel hep yanıbaşımda, özlemim gülüm yine sana.
ezberledim bu yolları, bomboş kalan bu kolları, hiç gelmeyecek olan sonları, özlemim gülüm yine sana,
bu kadar kolaymı bırakıp gitmek, dün benle, bugün başkasıyla gezmek, önüne kim çıkarsa onu sevmek, özlemim gülüm yine sana.
uzanan ellerimi bomboş bıraktın, sevdamı görmeyecek kadar ıraktın, hiç aklımdan çıkmayacaksın sanırdım, özlemim gülüm özlemim sana.
emin okkol
yine müzik dinliyorum radyodan radyoda eski bir şarkı yine oturdum sobanın karşısına yüreğimde bir buruk acı.
yine açım yine susuz bu soğuk çölde, yine yorgunum yine uykusuz yalnızlığım ellerimde.
yine gözlerimde resmin aklımda hayalin yine yine vuruyor özlemin gözlerimde donar yaşlar yine
zafer yakut
özleminle dop doluydum dün gece köyümün yamacındaki bozkırda doğanın gece ihtişamı bir başkaydı yağmur yüklü bulutlar örtmüştü yıldızların pırıltısını ve ufukta beliren bir ışık başka coğrafyadan gelen bir uçak sesi bozuyor gecenin sessizliğini yaşamı şiirle döşerken sağnağa katıyor özlemin gönlümde akan dizeleri yağmur damlalarının vuruşuyla kıpırdıyor yerlerle örtüşen yaprakların hışırtısı toprakta keskin bir nem kokusu çok hafiften uğuldayan rüzgar ve sessizce akan bir ırmak ninnisi duyulyor derinden özlemle bekliyorum şafağın sökeceği anı
gündoğumuyla ulaşmak isterim sana sabahın esintisiyle salanan bozkırdaki çiçeklerle...
abdurrahman yıldızeli
bir nehri taşırdın gözlerine özlemin akarsu olurdu kundaklanmış yangınlara giderdi çiğdemler kardelenler giderdi peşinden nerdeysen orasıydı bahar gülüşün kadardı uzaklığın hiç bekletmedin çocukları saçlarına kuş tüyleri takardın her yer bayram olurdu
bir eve girerdik bir kapı aralanırdı usulca uyku vakti çoktan geldi denirdi aceleyle bitirirdin kitabı ayırmazdın düşlerini ayraçla üzülürdün kelebeğin ömrüne bir nehir taşardı gözlerinden yerine ağlardı çocuklar.
baran özbey
prangalar boyu hasretin, ya gözlerin dahası ellerin, cam kırığı kalbim yokluğuna kahırlanır, bu kentin uzak köşeleri
prangalar boyu gül suretin, aslını yitirmişken. içimde ranza kokusu sinmiş hücrelerime.
kansız pazarlıklar ortasında bir ben kaldım yüreğimle başbaşa. akrep saat üçü vurduğunda. özenle seçilmiş yalnızlığım.
ve sevgin ve kavgamız, hiç bitmeyecek sancımız garip kaldı koynumda bağrımın sızısı.
koray demir
sen hiç hatırlanmayı hatırladın mı ? sen unutmayı hatırlarsın unutmamayı değil çünkü sen hiç hatırlamadın sen hiç anlamadın beni anlayamadın sen sadece yıktın... ve gittin hatırlamak da bana kaldı unutmamak da ben artık özlemiyorum seni çünkü artık özlemin doruğundayım ve buna özlemek denmez buna denen yıkımdır, yıkılmaktır artık özlemin sınırındayım ve bundan sonrası yok burası son durak dayanamıyorum artık artık ulaşamıyorum özlemeye ben artık özleyemiyorum oysa ne güzeldi o günler o hatırlamadığın günler bakışların vardı sonsuz bir okyanustu sanki ne kadar kürek çeksem de, hiç bitmedi ve dalınca içine gözlerinin bir daha çıkmak istemedim yukarıya nefes almaya sonunda boğulmak olsa da, ölüm olsa da ölüm senden olduktan sonra zaten ölüm ölüm değil bu başka... bakışların vardı ya sanki konuştuklarımı anlamıyordun sanki başka dillerde konuşuyorduk ve sen duymuyordun sanki beni ve sanki anlaşamamamız seni çekiyordu sana komik geliyordum belki de sen sadece bakıyordun hiç bir şey konuşmasan da sanki bir şaheseri izliyor gibi ve bir daha görmeyecek gibi sen sadece bakıyordun öylesine bakıyordun ki şiir gibiydi bakışların ya da gecenin ürpertisiydi kumsala vuran dalgaların huzuru ulaşılmazlığın çekiciliği bilinmeyenin çekici gizemi vardı bakışlarında öylesine bakıyordun ki bana o bakışların yeri bambaşka ama geçti ben artık özlemiyorum çünkü özlemin doruğundayım sense hep mutluydun ben mutlu olmasam da ben seninle yaşamı yaşamak isterdim ama yaşam bizi yaşadı galiba ve paylaşmak isterdim hayatı seninle kumsalda yürümek elele ve batışını izlemek güneşin yüreğin yüreğimde saymak bir bir yıldızları seninle ben hep seni saysam da yağmur yağarken boşalırcasına gökyüzünden aynı şemsiyeyi seninle paylaşmak yerine ıslaklığı paylaşmak seninle yağmurdan saklanmak yerine üstüne gitmek hayata rest çekercesine dans etmek seninle sadece rüzgarın sesiyle gözlerini kapatmak ve bırakmak kendini rüzgarın önüne ve asla bırakmamak seni hasrete gurbete sımsıkı sarmalı seni ve bağlamalı ellerini ellerime hani var ya yaşamak da seninle ölmek de bir ömür seni özlemekle geçse de razıyım seni bin ömür özlemeye özlemek de senden olduktan sonra özlemin içinde sen olduktan sonra ben buna özlemek demem bu bambaşka... sen bana özlemeyi ve önceki özlemlerin özlem olmadığını öğrettin sen gidince anladım ki hiç özlememişim daha önce adam gibi özlüyorum sanmışım özlediğimi sanmışlığı yanmışlığımla anladım bir de yıkılmışlığımla, yanılmışlığımı ama sen bana özlemin doruğunu anlatmamıştın söylesene bu dorukta tüm doruklar gibi yani bıraksam doruktan kendimi düşene dek... tüm yaşadıklarım ve seninle yaşamadıklarım geçer mi gözlerimden, film şeridi gibi ya da açsam kollarımı uçtuğumu hissedebilir miyim yüzümde hissedebilir miyim rüzgarı, ya saçlarımda bu dorukta görebilir miyim sonsuzluğu haykırsam sensizliği geri yankılanır mı kulaklarıma ve yakın olur muyum bulutlara yıldızlara dokunabilir miyim özlemin doruğunda öyle değilse anlatsana ne bu allah aşkına sen giderken benim bakışlarım ıslaktı seninkilerse hep aynıydı gece yarısı boş sokak lambaları gibi dünya yalan ya... seni çektim içime sensizliğin sarhoşuyum şimdi dönen başım değil dönen yalan dünya ben artık özlemiyorum çünkü artık özlemin doruğundayım bu özlem değil bu başka...
ahmet salih başaran
ıslanmış yokuşların yamacında ‘ben’ varım. ağlayan göz içinde, derman çanaklarında, kalemimle ‘ben’ varım. yağmur tanelerinin düştüğü çukurlarda, yıllanmış şarkıların söylendiği yollarda, haykırarak ‘ben’ varım. ‘ben’ varım her yağmurda, ‘ben’ varım her güneşte; hasret türkülerinde, bahar sevgilerinde, özlemlerde ‘ben’ varım.
salim yılmaz
çocuk ad aldığına çeker derler beş yaşında mahir'im keskin bakışlı, kararlı davranışlı " alo " diyor babasına bir ucundan bir ucuna dünyanın " alo babacığım " canım ! " seni çok özledim, bulutlar kadar " niçin bulutlar kadar yavrum, niçin ? " baba, baba bana " diyor, gülmüyor ağırbaşlı, keskin bakışlı mahir " çukulata getir, unutma emi ! " bilmiyor, bilmiyor ki babası neden gelmiyor. yavrum; gelebilse fabrikasını kurar,
bilecek mahir, bilerek büyüyecek yüksel mahir yükselecek babasıyla birlikte aralarındaki duvarları yıkacak
tevfik ceritoğlu
bir an bir dakika yeter demiştim ellerini tutmaya gözlerinin derinliklerinde kaybolmaya anladım şimdi görüş günlerinde sevdiklerinle paylaşmak için beklenen anları neler kurmuşlardı kim bilir ilk gördüklerinde dile getirecek ancak suskun anlarda milyonlarca kez söyleyebildiler özlemlerini...
abdullah abalı
gizli bir peri masalı anlatır gibiydi berrak sesin uzak bir hasret penceresinde hiç uzanamadığım elin karanlıklarda ay ışığını utandırırdı bembeyaz tenin mısralarımdaki ruhun kapısıydı belki de gözlerin sanki söylenememiş özlemli türküydü sessizliğin bakıp dolunaya geceleyin, yalnızlıklarda bestelediğin zoraki, buruk bir hoşça kal mıydı çekip gidişin artık yok masalları perilerin penceredeki elin sadece akşam esintisi yüzümde o karanlık körfezin güzel bir rüya idi daldığımız fakat sonu öylesine hazin ah ! bilebilseydik keşke neyimsin neyinim ben senin.

|