
Şiir ara
İçerisinde güzel* geçen şiirler toplam: 86 sonuç...
oktay rıfat horozcu
kadın vurmuş maltıza tencereyi fasulye pişiriyordu adam düşünüyordu altmış beş fasulye diyordu yirmi beş de soğan doksan iki yüz de yağ etti mi sana iki yüz doksan yaaa adam düşünüyordu bir kundura almalı diyordu hayrı kalmadı bunların su alıyor bunlar diyordu nasıl etsem diyordu çocuk zıpzıp oynuyordu kedi sıçan tutuyordu kedinin tuttuğu sıçan ecel terleri döküyordu fasulyeler helme döküyordu çocuğun zıpzıpları kilimin sarısından mavisine mavisinden alına geçiyordu adamların kafasından hayaller geçiyordu kiminin han hamam geçiyordu soğan ekmek kiminin gökten bulutlar geçiyordu gök mavisi titriyordu bulutların ötesinde güzel güzel
necip fazıl kısakürek
güzel allah'ım, senden ne gelecekse gelsin; sen ki, rahmetinle de kahrınla da güzelsin...
1977
hasan turan
gözünden renk almış bahar hayran hayran bakar kuşlar güzelsin sevdiğim kadar kaşların ne hoş çatılmış
her bayramda her düğünde bir ömürsün güldüğünde ak çiçekli önlüğünde karanfile gül katılmış
cilve cilve naz edişin kaşın gözün dilin dişin şöyle salınıp gidişin şu gönlümce donatılmış
sormayın nedir ne diye yaşı gelmiş on yediye güzelliğe örnek diye benim için yaratılmış
hani adı hani sanı yıllar nasıl yer insanı sorarsan hasan turan'ı sana kul diye satılmış.
kaynak nem alacak felek benim
mustafa emirler
niye susarsın konuşmazsın güzel aklımı alırsın baştan beni üzersin güzel bir kelamına hasret çekerim nedir bana kastın beni yakarsın güzel
gözlerime bakan gözlerin güzel içimi yakan sözlerin güzel beni nar-ı aşk-ına yakarsın nedir bu işve bu cilve bu naz güzel
gökhan kirman
kim bilir benim kadar güzel, karpuzdan fener yapmasını. elimde bursa çakısı, kim bilir benim kadar güzel, yarin gönlünü almasını.
ecevit tunç
bir deryadır güzellik seyreylemek düştür. gecenin siyahı, semanın mavisidir uçurum kenarıdır hülyalar ülkesidir.
bursa - 13.11.2006
fatih bozdoğan
güzel sıfat olmaya yetmez sana, kelimelerin bittiği yerde başlar adın, arzu demek kolay olur, arzu olmak zor… !
seni seviyorum demek yetmez bana, gökyüzünün bittiği yerde başlar sevdam, dünyalar kadar demek kolay olur, dünyaya sığdırmak zor… !
aşkına destan yazmak yetmez bana ! masalların bittiği yerde başlar efsanemiz ! arzuyla kamber demek kolay olur ! arzuyla fatih olmak zor… !
çanakkale - nisan 2005
ilhan berk
güzel ölüm daha kolaydır sevmekten der ya aragon anla ki ölüme benzer seni sevmek
sözcükler ki alevdir ve karadır şairlerin hayatları
hem nice şiirlerde nice aşklarda tarar saçımızı ölüm.
aşk ki bazan solgun bir ilçedir sürdürür derinliğini
neden " en çok " acı ustası şairlerdir en çok taşırlar çünkü aşkları.
ben ki yatağımdan tedirgin bir suyum besbelli ki aşka ve ölüme çalışıyorum.
mustafa yazka
ikiz olsa da huyları başka, her insan iyiyi öğrense keşke, dünyaya doyum olmazdı işte, kara, ak leke yapmazsa güzel.
sevgiyle yaşanır neşeli şence, yaşamın sırrı bu kadar ince, kemler araya girer mi sence ? kalpler sevgiyle atınca güzel.
kötülük yaparsan kader ne etsin, sevgiyi dünyaya salıver gitsin, az değil bırak dünyaya yetsin, sebzesi meyvesi erince güzel.
mustafa dünyaya seslen, bırak acıyı tatlıyla beslen, ister ağlayıp, istersen gülsen, geçecek dünya, huzurlu ölünce güzel.
afyonkarahisar - 2007
mehmet şahin kaçar
öyle güzelsin ki güzel öyle güzel ki seninle herşey neden şiir yazdigimi /neden büyüyemedigimi biliyorum artik
deniz, kizi ve yakamoz öylesine mavi öyle gerçek bir düş ki bu penceremdeki buguyu silebiliyorum artik
bir kuş kuyuya kanat geriyor rahatligi boş degil yusuf’suz yakub’un, boş degil gidenler de gelenler de mutlu gün gölgeye gül deriyor önümü görebiliyorum artik
öyle güzelsin ki güzel öyle güzel ki seninle herşey sensizlik olur şey degil !.
muammer çalar (aşık çağlari)
nasıl meth edeyim güzel seni salkım, salkım saçların var nasıl af edeyim güzel seni boyundan büyük suçların var zülüflerin tel, tel örer gezersin kaş altından hınzır, hınzır süzersin sen adamı deli eder sürersin kipriğin ok, yaydan kaşların var güzelsin tazesin tatlı şirinsin edalı işveli endamlı narinsin bilmem kızmısın, yoksa gelinmisin boyundan büyük, işlerin var
nuri uzun (aşık mevlevi)
yanarım aşkınla ezel, yakma beni nara güzel, ömür fani olur gazel, yakma beni nara güzel.. yapma güzel bunca nazı, bulmadan baharı yazı, akord tutmaz gönül sazı, yakma beni nara güzel.. seyyah oldum aşkınla ben, yanardağa döndü sinem, sakiler içtim dembedem, yakma beni nara güzel.. mevlevim der üzme canı, koyanlar gider bu hanı, seversen güzel mevlanı, yakma beni nara güzel.
sabit ince
girdim güller bahçesine gezmeye gülü yar elinden koklamak güzel aşkin badesini bir bir ezmeye demi pir elinden beklemek güzel
güller bir bir açmiş nazli yar gibi kokular reyhalar saçmiş ter gibi dagin yücesine düşmüş kar gibi kari har elinden saklamak güzel
çigdem çiçek lale sümbül salinir has behçe içinde her gül bulunur sanma para ile bu gül alinir dili yar gönlünden yoklamak güzel
yarin bahçesinde bin bir koku var dikenleri batar türlü faki var bülbülün bitmeyen bir firkati var vuslat zar elinden aklamak güzel
ınce bir çizgidir geçenler bilir bin bir gül içinden seçenler bilir ayrilik gömlegin biçenler bilir gidip yar elinden toplamak güzel
25.07.1999
samet kanmaz
bir yiğidi kaldırır yerinden satır satır yazdırır mısraları güzel
bir kelebeğin kanatları çırpışı gibi adamın kalbini çırpar güzel
yakamozdur bazen, bazen karanlık yüzü hayatı ters düz eder güzel
kanatlanıp bir çiçeğe konar bazen bazen batırır iğnesini kalbine güzel
tek tek dakikaları saydırır yokken varlığında dakikalar yoktur, haşa güzel
tüm endamıyla karşında durup telkin eder sana dünyayı güzel
kimsenin gidip de görmediği diyarda sırat köprüsünün karşı tarafıdır güzel
gözleri derin, saçları başak ve dudakları yüzünde bin bir anlam taşır güzel
gül ile bülbülün, arı ile çiçeğim aşk ile kalbin bütünüdür güzel
insanı bir kağıtta, bir yatakta bir de yürekte çıldırtır güzel
düşündürür, yazdırır, sevdirir bırakmaz insanın ömrü hayatıdır güzel. bir yiğidi kaldırır yerinden satır satır yazdırır mısraları güzel
bir kelebeğin kanatları çırpışı gibi adamın kalbini çırpar güzel
yakamozdur bazen, bazen karanlık yüzü hayatı ters düz eder güzel
kanatlanıp bir çiçeğe konar bazen bazen batırır iğnesini kalbine güzel
tek tek dakikaları saydırır yokken varlığında dakikalar yoktur, haşa güzel
tüm endamıyla karşında durup telkin eder sana dünyayı güzel
kimsenin gidip de görmediği diyarda sırat köprüsünün karşı tarafıdır güzel
gözleri derin, saçları başak ve dudakları yüzünde bin bir anlam taşır güzel
gül ile bülbülün, arı ile çiçeğim aşk ile kalbin bütünüdür güzel
insanı bir kağıtta, bir yatakta bir de yürekte çıldırtır güzel
düşündürür, yazdırır, sevdirir bırakmaz insanın ömrü hayatıdır güzel.
musa öz
çocuk şarkıları, ah bir de kuytularda üşüyen dalgınca devşirilmiş, al benekli güzel bu kırların yüreği gülün en durusu çocuğa işlenen durgun sulardan sinmiş çağla tüten
hüzünlenmek başını alıp giden yaprağa güzel bu şiirlerin ilahesi çocukça sevmek, yüreklerde muştu okul yolu uzunca bir şiir mi lorca'dan saklar ya hayal kızları bakışlarını güzel bu
sevdadır şiirlere yakışan koklamak çoğul göğüslerini kızların günbalı, püren ve kekik güzel bu öptükçe kuş kanadı barış çiğ düşümünde, kuğu fırtınasında büyür de yar olur şiire
güzel bu ergenlik hüzünleri buyur edebilmek sevgiliye gülücükle gül kokuları, mahmur ve gönül hoşluğuyla okumasa da hiç kimse şiirlerini uçur sözcükleri uçur güz renkleriyle güzel bu
antalya
a.vahap kaygusuz
bu gün sana yazacak güzel bir şey bulamadım. sadece sen aklıma geldin güzel bir şey düşününce sadece seni düşündüm çünkü güzel olan sensin başka ne arayayım sen varken başka güzellik aramak aptallık olur. gönlümün güzeli kalbimin güzeli varken başka güzellik aranmaz. senin kalbinin ve gönlünün güzelliğini seviyorum. annesinin nazlı ve şımarık kızı alnadın mı.
güzel olan herşeyi sevdiğimi biliyorsun. tabiki sen başta olmak şartıyla. gülleri de çok seviyorum. çiçeklerden karanfilin özel bir yeri var. bir tek kırmızı karanfil. sadece ve bir tane. benden çok özel kişilere giden karanfil. belki de hayatımda bir elin tek parmağıyla sayılcak kadar sınırlı kişilere giden karanfil.
şimdi kesin dedin ki hoppala karanfil de nerden çıktı. yani olurda bir gün herhangi bir yerde, herhangi bir zamanda herhangi biri sana kırmızı ve tek bir karanfil verirse. lütfen beni an olurmu güzelim.
belki bugün de yazmıyacaktım çok yoğundaum ama şu an sabahın altısı güzelim gelip olurya bir modem filan dener de maılboxında bir şey bulamadan dönmesi üzülmesin istedim.
hoşça kal canım dostum güzelim
mustafa kartal
tavri, edasi, gülüşü güzel keklik gibi sekerek gelişi güzel kalbimi bedenden çalişi güzel gögsüne sümbülleri takiver artik
duruşu, işvesi, bakişi güzel oya gibi işlenmiş, nakişi güzel ruhumu okşayip yakişi güzel gönülden gönüle akiver artik
gündüzü gecesi, bir başka güzel mecnun gibi tutulmak bu aşka güzel ölebilsem sevdandan ah, keşke güzel gözlerime bir kerecik bakiver artik
aytaç sözen
gülünce gülüşünde güzel cilveli duruşunda güzel insanı süzüşünde güzel bir hava bir endam var gibi gibi
içinden kimbilir geçer neler neler gözlerin bir ok kalkanı deler yapınca dilin laf, kitabı siler soyunda asillik var gibi gibi
tanımıyosun kargadan başka kuş istemediğine oluyosun anında yokuş seni geçenler yerlerde tuş özünde bencillik var gibi gibi
gel hadi gel konuşalım az biraz biraz anlat bakalım kimsin nesin nedir bu naz hep uzaktan olmaz yakından biraz kanında sıcaklık var gibi gibi
nuri uzun (aşık mevlevi)
ovaları, dağları, aşıp geçerken . uzak yakın, konaklayıp göçerken . kevser ırmağından, şerbet içerken . doyum olmaz, nimetine allahım... aşkın, ile tutuşup, yanar iken . badeler içip, içip kanar iken . vücudu şehrim, sana çınlarken. doyum olmaz sevgine allahım .. iki gözüm iki çeşme çağlarım, bir sana secde eder bel bağlarım, deli çaylar gibi coşar çağlarım, doyum olmaz senin aşkına allahım .. nail olsam, cemaline nuruna, kanılmaz ki, senin yüce varına, komşular eyle, sadıkların yanına, doyum olmaz, himmetine allahım .. koklar iken, gonca, gonca gülünden, yüzer iken derya, umman gölünden, mevlevim korkmaz, asla ölümden, doyum olmaz, hikmetine allahım.
pir sultan abdal
güzel aşık cevrimizi çekemezsin demedim mi bu bir rıza lokmasıdır yiyemezsin demedim mi
yemeyenler kalır naçar gözlerinden kanlar saçar bu bir demdir gelir geçer duyamazsın demedim mi
bu dervişlik bir dilektir bilene büyük devlettir yensiz yakasız gömlektir giyemezsin demedim mi
çıkalım meydan yerine erelim ali sırrına can ü başı hak yoluna koyamazsın demedim mi
aşıklar kara baht(ı) olur hakk'ın katında kutl'olur muhabbet baldan tatl'olur yiyemezsin demedim mi
pir sultan abdal şahımız hakk'a ulaşır rahımız on ik'imam katarımız uyamazsın demedim mi
edip cansever
bir menekşe duyuyorum ellerimsiz o kadar güzel ki, amerika bile güzel sen bile güzelsin bensizce atomlar bile güzel moleküller bile toplanıp ayak oluyorlar bende ağız oluyorlar biraz diş oluyorlar keskince iki göz parlakça on tırnak sivrice.
bir menekşe duyuyorum ellerimle bir molekül duyuyorum bir atom korkunç birleşip ayak olmuyorlar bende ağız, diş, tırnak göz olmuyorlar hep birden, hep birden bir şey oluyoruz işte
ağzı, burnu, elleri, kolları o korkunç güzelliğe karşı.
kaynak yerçekimli karanfil
necati cumalı
akdeniz göklerinden köpüklerden, limon çiçeklerinden gözlerimde kalan güzel aydınlık -nesrin'i bir defa öptüm
beyaz badanalı odam annemin yüzüne, soframıza gençlik hülyalarıma düşen güzel aydınlık -ümitsiz kaldıkça seni düşündüm
biz fakirdik ama iyi insanlardık bolluk yıllarında da felaket günlerinde de seni yanıbaşımda gördüm güzel aydınlık tatlı aydınlık
ziver genç
nisan gelince bir başka öter kuşlar nisan yağmurları bir başka hayat verir doğaya yeşerir tüm dünya çiçek açar ağaçlar mayıs haziran temmuzda meyvesini yeriz bol bol eylül gelince hüzün düşer doğaya kolları kanatları düşer yaprak döker aylar ekim kasım derken geçer aylar hoyratça hüznünü şımarıklığa döndürür ocak şubat mart bembayaz olur aylar.
28.11.2007 21:15
korkut sabah çelik
çiçeklerin festivali rengarenk kelebeklerle cıvıl cıvıl kuşlar ile mavi deniz şahit ılık bir rüzgar okşuyor tabiatı ufukta beyaz bulutlar gülümsüyor güneşin aşkı pembeleştirmiş göğün yanaklarını sessiz bir şarkı okunuyor dudaklarından hayatın aşka aşık kalbim durmaz coşar gördü mü güzel bir bahane ardından koşar
ilyas memiş
kendine has, şirin, özel bir şehir, benim güzel yurdum, güzel bayburt’um. var mı senin gibi güzel bir şehir ? benim güzel yurdum, güzel bayburt’um.
baharda, her yerin yeşillik kokar, şahlanır, çoruh’un bir başka akar, yukarıdan kalen, heybetle bakar, benim güzel yurdum, güzel bayburt’um.
dağların çiçekler, güllerle dolu, tarihin, çileli yıllarla dolu, yanık türkülerle, yollarla dolu, benim güzel yurdum, güzel bayburt’um.
bir yanda camiler, türbeler, hanlar... bir yanda yatıyor, şehit osmanlar, yazılmış, dağlara nice destanlar, benim güzel yurdum, güzel bayburt’um.
nice şairlerin, erenlerin var, nice aşıkların, yarenlerin var, kalplerde taht kurup duranların var, benim güzel yurdum, güzel bayburt’um.
seni ancak sende yaşayan bilir, sevgini gönlünde taşıyan bilir, kışın soğuğunda üşüyen bilir, benim güzel yurdum, güzel bayburt’um
özlemim, hasretim, muradım sensin, dünyada cenneti aradım, sensin... bir adım türkiye, bir adım sensin, benim güzel yurdum, güzel bayburt’um.
ne söylesem sana, sen yine azsın, sen bu şiirlerle anlatılmazsın, dede korkut kalksın, destanın yazsın... benim güzel yurdum, güzel bayburt’um.
13.11.2007
ilyas memiş
tarihi çok eski, bilinmez yaşı, ne sonu belli ne de, başı bayburt’un. tarım, hayvancılık yaygın uğraşı, bir de meşhur yontma taşı bayburt’un.
azalmış nüfusu, göç vere vere, boşalmış, köyleri hep şehirlere, dağılmış her biri ayrı bir yere, kısıtlı imkanı, işi bayburt’un.
yıllardır vilayet istedi durdu, bu gaye uğrunda çok uğraş verdi, sonunda il oldu, murada erdi, gerçek oldu artık, düşü bayburt’un.
güçlüdür, dürüsttür, merttir insanı, bilinir her yerde bayburt’un şanı, durdurdu kop’larda kat kat düşmanı, beş yüze bedeldir, beşi bayburt’un.
kar yağınca olur, bembeyaz dağlar, ne dereler akar, ne çoruh çağlar, her taraf kapanır, her yer buz bağlar, meşhurdur soğuğu, kışı bayburt’un
evelik pancarı, lorlu dolması, galacoş, helvası, bir de tavası, bayburt’ta yemeğin yenir en hası, güzeldir, lezizdir, aşı bayburt’un.
nice aşıkları, erenleri var, şair zihni’lerden, dede korkut’lar... irşadi, hicrani, ağlar baba’lar... eksilmez gözlerden, yaşı bayburt’un.
sert akar çoruh’u, yüksek kalesi, sanki bir fildişi, mercan kulesi, büyüler, kendini gören herkesi, bulunmaz bir başka, eşi bayburt’un.
28.11.2007
evren göz
güzel bir şir gibiydi gözleri, ve elleri ilkbahar kokardı. güldüğünde dünyaları verirdim ilkbahara. sonra güzel bir şiir düşünür, dünyaları alırdım. bu böyle devam ederdi, ve sen devam ederdin; ilkbaharımda söylenen güzel bir şiir olmaya.
10.01.2000
sinan gündoğ
nerde güzel görsem içim gidiyor, bakmasın yüzüme yağım eriyor, şu uslanmaz gönül, doymak bilmiyor, ah bu sevda varya beni, benden ediyor.
çok salınma güzel başım dönmesin, fazla cilve yapma ateş sönmesin, sevdayı bilmeyen beni sevmesin, aşkta oyun oynayan, gözüme görünmesin.
içi dışı bir demek bana güzel görünen, riya nedir bilmeyen, kötülükten arınan, benim işim olmaz ki, ikiyüzlü yarınan, ben neyleyim be güzel, bal vermeyen arıynan.
mahzuni şerif
güzel dostum aramizda senlik benlik olur mu neden gönlüm sarayini tarumar ettin böyle bilirsin ki viranede hanedanlik olur mu bir nefes alayim derken, bin zarar ettim böyle
aman aman aman güzel efendim ıkrarim sana baglidir efendim mevsim gitti sonbahara ulaşti seller suskun baglar gazel efendim
her baharda boz bulanip, coşup coşup çagladin geçemedim sellerinden yollarimi bagladin diyari gurbete saldin, ardim sira agladin figani figana katip, ahuzar ettin böyle
aman aman aman güzel efendim ıkrarim sana baglidir efendim mevsim gitti sonbahara ulaşti seller suskun baglar gazel efendim
hey mahzuni sevdigimin sözünü ferman gördüm kuru çöllerde dolaştim, susuz degirmen gördüm ayaklarina yüz sürdüm, elinden derman gördüm kaldirip vurdun sineme, zülfükar ettin böyle
aman aman aman güzel efendim ıkrarim sana çok özel efendim mevsim gitti sonbahara ulaşti seller suskun baglar gazel efendim
cengizhan çelebisoy
hedefin mutlu olmaktan çok mutlu etmekse, körelmiş duyguları yeşertmek için tohum ekmekse, sevmek, eğer başın öne eğik sevmekse, bu tükenişin ne ilk ne de son olacak güzel dostum.
bahardı, hazandı derken çok yorulduysan çıkacak karşına diye hep acıyla yoğrulduysan sen çimenlerin altındayken, sevilmek için arandıysan bu tükenişin ne ilk ne de son olacak güzel dostum.
mehmet göksal
içimde garip bir duygu var hani baharda kırlarda koşarsın ya hani çiçekler arasında bir kelebeğin peşinden hani kollarını havaya açar da bir oh çekersin ya işte öyle bir şey hani geçmişi hatırlar da hayallere dalarsın ya bir rüya aleminde dolaşır arzu ettiğin şeylere ulaşır da hani büyük bir haz duyarsın ya işte öyle bir şey hani o rüyanın bitip de uyanıvereceğinden korkarsın ya işte öyle bir şey
göksel kurum
seni anlattığı için şiirlerimi seviyorum bu mektuplar bu şiirler seninle güzel şarkıların sensiz tadı yok biliyorum seninle karşılaşamadığım için inan ki günde bin kez ölüyorum
gecelerin yalnızlığı ile nasıl büyüyor bir bilsen dağlar arkasından beliren gölgen. sonra o güzel gözlerin, gece saçların gün ışıklanana kadar seni bekliyorum.
serhat altın
şimdi git bakalım güzel gözlüm koy dudaklarının kenarına kadın gülüşünü sormadan öldüm mü kaldım mı diye ardına bakmadan git. ne salınmaz yollara düşmez pervasızmışsın ne yalandan rüyaların kaçak sancılarıymışsın ne yılandan olma insandan doğma çıyanmışsın da ben görmezmişim ne kadar ağlasam boş şimdi kafamı taşlara mı vursam da seni hatırlamasam gözlerime mil mi çeksem de seni görmesem bilmiyorum kafkas dağlarının ardına kaçsam da yedi cihandan kovulup mina'da taşlansam da bileklerimden çivilenip çarmıhta kalsam da ben senin o güzel gözlerini seviyorum
mustafa sezer
güneşi alsam avuçlarıma, bir elimde misketlerim, kavim göçlerinden beri kapalı mahpus kaderim. bilmem kaç kulaç hülyalarda, derin kesikler yüreğimin orta yerinde, sen gibi, kan gibi sıcak. ayak diretiyorum geçmişime, kulaklarım yarınlara, gül desen gülemem gamzelerim yok benim. kaybedecek ne var ki elde ? girsem saraylara gözüm kara, kürşat misali, kardeş dost yan yana.
20.01.2006
orhan veli kanık
beni bu güzel havalar mahvetti, böyle havada istifa ettim evkaftaki memuriyetimden. tütüne böyle havada alıştım, böyle havada aşık oldum; eve ekmekle tuz götürmeyi böyle havalarda unuttum; şiir yazma hastalığım hep böyle havalarda nüksetti; beni bu güzel havalar mahvetti.
ilhan berk
küçüğüm, bu senin sesin, güzel ırmak önce rüzgarın öptüğü, sonra benim öptüğüm bu bitmemiş şiirler senin ayakbileklerin soluğun, kokun, karnın, gölgeli gözlerin bu böyle çözülü göğsün, enine boyuna dudakların sabahlara kadar ki büyük gözlerin böyle bu dal gibiliğin, saçların, kırmızı ağzın bu üstünde onca seviştiğimiz yatak sonra sonra bu benim anı artığı eski yüzüm tüylerin, tay boynun, küçücük çocuk ellerin böyle yukarıdan aşağı gidiyorum seni karışıyor, korkunç, ellerimiz ayaklarımız
yıldırım pehlivan
ne kadar güzel bi insansın bi o kadar daha güzelsin ki insanların -benli ümitlerini taşıyorsun. bense ümitlerimi yolculukalarımda kaybettim; son istasyonu sende olan.
eylül 2000
yılmaz çelik
kalbi tertemiz, yüzü ak sevgi dolu, merhamet dolu; kinden öfkeden uzak; yaşar hayatı, dolu dolu herkes onu sever; o, bütün alemi; işte sana, güzel insan.
necati dikmen
senin özleminle asırlar boyu, hayal kurup yaşayan her kul, kavuşmak için bulup yolunu, koşar kucağına güzel istanbul.
derdini dağlamak istercesine, takılıp sevdanın bilmecesine, tiryaki olunup her gecesine içilir, bade gibi güzel istanbul.
venedik, ceneviz, bizans, osmanlı, uğruna savaşlar verdiler kanlı. fatih zapteyledi seni zamanlı ölünür yolunda güzel istanbul.
eyüp'te mevlaya uzanır eller, dua'ya başlar bütün üzgünler. gül'den umudunu kesen bülbüller ötüşür bağrında, güzel istanbul.
kimler geldi geçti sokaklarından, şiirler doğdu şafaklarından, gemiler süzülür ufuklarından, salına salına güzel istanbul.
martılar sahilde kahvaltı yapar. garipler bir yanda türküler yakar. emirgan, bebek boğaza bakar, zamanın içinden, güzel istanbul.
baharın başka, kışın başkadır. tarihin dünyayla aynı yaştadır. görüntün resimde ve nakıştadır. dolarsın gözlere güzel istanbul.
senle yaşamayı başaran herkes, duymaz yüreğinde başka bir heves. karşına geçip de derin bir nefes, alınca şifadır, güzel istanbul.
muammer baydere
saygıdeğer kadınlara
aslında insanların hiçbirini kayırmam fakat yeri başkadır gözü güzel kadının esmer, sarışın, kumral birbirinden ayırmam değeri bir başkadır sözü güzel kadının
ayağına giderim aradığım fas'taysa birden büyür kederim hüzünlüyse, hastaysa derdini dert ederim, hele bir de yastaysa değeri bir başkadır yüzü güzel kadının
gerçi işin doğrusu herkes biraz seçici bildiğim bir gerçek var, güzellikler geçici acımasız seneler ömrümüzü içici değeri bir başkadır özü güzel kadının
kiminde nehir gibi gönlüme akış olur kiminde zehir gibi öldüren bakış olur baharı tehir gibi kiminde hep kış olur değeri bir başkadır yazı güzel kadının
şaka yollu bu şiir varsın bana nam olsun başımın tacıdır ki yar olsun, anam olsun eh artık birisinin adı kaynanam olsun değeri bir başkadır kızı güzel kadının
istanbul kaynak umutlarım komada
yıldırım pehlivan
söyle bana güzel kadın söyle neydi senin adın şimdi seni nerelerde bulayım kendimi hangi çöle vurayım
hangi martı sesindesin şimdi yada hangi rakı şişesinde bir kalp bulabildin mi seni sevecek yada senin için çarpan kaç yürek söyle benimkine denk
temmuz 2003
kadir aktaş
çarptı beni güzel kız görünmeyen cinler gibi ölümsüz bir aşk kuralım güzel güvercinler gibi
çok sevdirdi bu hayatı canıma can ekler gibi hep güllerde yaşayalım uçan kelebekler gibi
sıkı sıkı sarılalım ayrılmayan eller gibi aşalım tüm engelleri çoşup giden seller gibi
haykıralım aşkımızı ötüşen bülbülbüller gibi dokunalım yavaş yavaş rüzgar vuran güller gibi
ali bayraktar
merve yerebasmaz'a
önce gözlerini gördüm güzel kız ışıl ışıl parlıyordu gülerek alamadım gözlerimi senden biraz istemeden, biraz bilerek ve gülüşünü gördüm güzel kız kış güneşi gibiydi, ısıttı yüreğimi içimden söyledim sen duyamadın dedim ki; güzel kız ver ellerini...
burak demir demirus
aç gözlerini güzel kız. uzaklara bak gün doğarken. gözünü aç, kalbini kapa, bütün hüzün ve kedere.
bekle beni güzel kız. o eski yerimizde. bir kere olsun gülümse. ben uzaklarda olsam da, muhtacım sevgine.
anla beni güzel kız. imkansız için varız ikimiz de. ne birlikte ne ayrı sen benle ben senle
beni unutma güzel kız. uğruna yaşadığım şeyleri, yaşatmaya çalışıyorum ben. sen tek eksiğim.
bilmelisin güzel kız. göremesen de beni hisset sıcaklığımı uzakta değil içindeyim ben.
en muhtaç olduğun anda beni düşün güzel kız. çünkü; ben de aynısını yapıyorum her an seni yaşıyorum.
rıfkı kaymaz
küçücük gagası var sevinir kanat çırpar her gün öter cik cik cik güzel kuşum minicik
nasıl da güzel sesi evimizin neşesi onu öper severim neler neler söylerim:
can kuşum, güzel kuşum sende sevgi bulmuşum cıvıl cıvıl öterek hadi bana gel kuşum
kafesinden çıkınca kanat vurup çırpınca pır deyip uçuşunda içim içime sığmaz omuzuma konunca
tüyleri yumuşacık sarar beni sıcacık gözleri nokta gibi mini mini minnacık
yem yiyip su içince durmadan, ince ince ötünce sevinirim her sabah seslenirim:
“güzel kuşum, gül kuşum kafeste bülbül kuşum bizi mutlu kılarsın sen de her gün gül kuşum "
karacaoğlan
güzel ne güzel olmuşsun görülmeyi görülmeyi siyah zülfün halkalanmış örülmeyi örülmeyi
mendilim yudum arıttım gülün dalında kuruttum adın ne idi unuttum sorulmayı sorulmayı
seğirttim ardından yettim eğildim yüzünden öptüm adın bilirdim unuttum çağırmayı çağırmayı
benim yarim bana küsmüş zülfünü gerdana dökmüş muhabbeti benden kesmiş sevilmeyi sevilmeyi
çağır karac'oğlan çağır taş düştüğü yerde ağır yiğit sevdiğinden soğur sarılmayı sarılmayı
ahmet batal
içimde sana karşı bir şey var, yağmur yüklü bulutların akıp gitmesi gibi içimden akıp gidecek bir şey yağmadan.
içimde sana karşı bir şey var, limanda çürüyen eski vapurlar gibi karşı sahile varmadan batacak bir şey.
içimde bir sıkıntı var bilinmeyecek. bir söz var içimde duyulmayacak.
ellerim ve avuçlarım var, dokunamadan yanağına yaşlanacaklar. gözlerim ve dudaklarım var, bakıp, öpemeyecekler seni.
oysa ne güzel olurdu bir kaç kadeh daha içmek seninle ve kavrayıp belini bulmak huzuru teninde.
oysa ne güzel olurdu, söylemek şiirlerimi sana ara sıra, ve dolaşmak birkaç sokak daha karaköy'de ve sonra yine kararması havanın seninle.
ne güzel olurdu biriktirip mutluluklarımı gülümsemek sana...
mustafa suna
kömür gözlü narin dilber, dönme öyle güne karşı ! gün karartır beyaz teni, göz kararır tene karşı.
kaşı kalem; kirpik siyah; gönlüm deldi; çektirdi ah ! uyku tutmaz; olur sabah; kan kaynamış, kana karşı..
şalvarını ağı yerde.. yaktı beni; düştüm derde.. gözlerime indi perde; can kaynamış; cana karşı..
gören yaşın on beş sanır. yıllar yılı, her kes tanır, aşıkları namın anır; an kaynamış; ana karşı..
yazı yazdım; acı bitti; kalemimin ucu bitti ! yol gözleyen bacı bitti; ağıt söyler tan'a karşı...
güzel övdüm hayalimden; gönlüm geçmez; helalimden... " dallı mustafa " halimden; " memnunum " der; sana karşı..
sarıcakaya - 09.06.2004
erzurumlu emrah
güzel sallanarak nerden gelirsin işin nedir maslahatın sevdiğim kaldır nikabını görem yüzünü balaban bakışlı gözün sevdiğim
ay doğa da altın başın parlaya gün değe de top zülüfler terleye seni bastırmayım kuru yerlere gül döşeyim yollarına sevdiğim
tan yıldızı gibi parladın çıktın gören aşıkların bağrını yaktın güzel turna mısın gölden mi kalktın al valasın yeşil başın sevdiğim
benim yarim porsuk bağlar başını inci imiş sedef sandım dişini el yanında baksam yıkar kaşını tenhalarda gülüşünü sevdiğim
kıymetli ırak uzak dediler zülüfü gerdana tuzak dediler hay vah emrah'a yazık dediler ağlama hey gözün yaşın sevdiğim
candaş koç
nerdesin şimdi ? kulağımda bir vapurun tiz sesi makineler, işleyen çarklar ada, kadıköy, moda insanlar burada güzellikler yakınımda en güzeli en güzelisin yoksun yanımda
aşık paşa
güzel senden ayrılalı hayli zaman oldu gel gel bak gözümden akan yaşım ab-ı revan oldu gel gel
böyle m'olur küsüp gitmek seni seveni terk etmek haram oldu yemek içmek işim figan oldu gel gel
kurulu yaydır basılmaz gönül yarindan kesilmez içmeyince dert eksilmez boş kadehler doldu gel gel
kul aşık eder varmağa halinden haber almağa yetiş namazın kılmağa seni seven öldü gel gel
abbas yurt
şu dünyayı bilir misin ? sen kendini tanır mısın ? ağlayana güler misin ? güzel sevgili meleğim.
ömrünce çekmiş hep çile, pes etmemiş bile bile, benziyorsun gonca güle, güzel sevgili meleğim.
hayalleri yorma düşe, boşver yine sen çok yaşa, su katılmaz pişmiş aşa, güzel sevgili meleğim.
bükülmeyen bilek misin ? kalplerdeki yürek misin ? huri misin, melek misin ? güzel sevgili meleğim.
bir gül, sümbül, lalesin sen, yıkılmayan kalesin sen, hepsinden de alasın sen, güzel sevgili meleğim.
abbasım sana söylerim, şu dünyayı ben neylerim, boşa geçiyor aylarım, güzel sevgili meleğim.
23.09.2000
necip fazıl kısakürek
ölüm güzel şey, budur perde ardından haber... hiç güzel olmasaydı ölür müydü peygamber ?..
1977
necmittin davulcu
gülebilmek ne güzel şeymiş umarsızlıklar içinde tatlı tatlı ne güzelmiş kadınımın ıslak dudakları sarılmak ne tatlı şeymiş unutuvermek tüm sorunları yaşamın maviliğine dalmak tozkoparan yağmurun altında
bülent bayraktar
o güzel toprağına, kokuna, hasret kaldım 4 sene. o güzel yemeklerin, burnumda tüttü 4 sene. arkadaşlarıma anlattım, orası neresi dediler, bende yanıt verdim, güzel vatanım türkiyem.
zonguldak - mart 2007
hüseyin alemdar
bir fotoğrafta üç şair biri hayta, biri halim, biri heveskar sina, ahmet, hüseyin bakmayın objektife gülümsediklerine öyle üçü de helecan üçü de hafakan üçü ah yalan bir ana kan
derler ki şiire helal göğü anlatır sina daima her dizesi kendine lal-- ahmet mi ! derler ki şiiri alkol iyi de cancağ’zım sarhoş bir dizesini gördünüz mü herkese kol kanat kendine karakol-- ya hüseyin ! derler ki şiirin cepsineması 16 mm sinemalarda baba-oğul makinist yarası kendine, şiiri büsbütün açık kalpkanaması
bir fotoğrafta üç şair biri mecnun, biri mecruh, biri meczup sina, ahmet, hüseyin üçü üç ayrı doğu ili kırılan yerlerinden biri bingöl, biri hakkari, bir mardin üçü nasıl da birbirine daayak-- kadın alkol hayat olmasa üçünden biri mutlaka birinden biri düşecek düşse yalan, düşmese güzel yalan
öldüğünde şair olacak üçü de kendi bağlarına dikilmiş yabancı yani !
cahit zarifoğlu
koşu koşuver nar gözlüm yuvarlak biçimli ayakların küheylan kolanı gibi kuşağın gürbüz kalçalarının üzerinde koştur azaplardan kaçalım koruklar üzümlenmiş mi bakalım bir söze iki gülüş bir öpücük iki bedeni birbirine katalım ruhsatlım sevdamsın beri gel kanın höpürtülü başın dik o seven yuyan bakışınla içimi yu mermer döşegel dorukta yeni ay ince işaret geceye bir şey olmaz gayri ne kem gözler gizlenir karanlığa ne evin sevincinden korkan bulunur asmalarda güneş ve çocuklarımız çardakta ıslak ve ekşi uyur bacın bazlama yağlasın sahan mutluyuz tüm dünyaya duyur
oğuz ak
bilmesen de güzeldi anı biriktirdim durmadan düşler yetiştirdim bahçemde gökten yıldızları topladım bir bir bulutlardan yağmur çaldım kendime bilmesen de güzeldi güzeldi işte.
can yücel
dün gece senin küçücük elinle yalnız yattık yalnız senin küçücük elinle yalnızlık kandilli ilkokulu kadar kalabalık zilleri çaldığında düşlerinin sınıfların kapıları ardına kadar açık gökyüzünün, denizin, toprağın, hayalle, emeğin haklı sınıfları
belki de baskın korkusuyla vefasız, akıntıya atılan kitaplar varya onlardan öğrenmiş marx'ı, gümüş balıkları ve belki de onun için o kadar, o kadar aydınlık ortalık...
sen ki çicekleri toplamayan güzelim çicekleri sulayan çocuk ve ben ki buruk ve kavruk bir ihtiyar adamım artık öyle güzeldim ki senle, çiçeklerden çok ve anladım, anladım ki bir daha düşünde bile göremez işler düşlerin gördüğü işleri
suat demir
bilinmezliğe uyuyoruz, kimsesizliğe uyanıyoruz, umarsızlığa yaşıyoruz, sonsuzluğa yok oluyoruz...
ne bir söz değiştirecek bunu, ne bir öpücük, ne bir kahraman gelecek, ne isa geri dönecek...
sende gitmeden bir iz bırak bu dünyaya, körler hayaller kursun, sağırlar söz etsin, çocuklar gülümseyebilsin, büyükler duygulanabilsin, adını her andığında, daha güzel bir dünyaya...
11.03.2006
ahmet ilbasmış
hava ne güzel, nisan ne güzel, karşılığı olmasa da aşkı yaşamak, yüzemesen de denize bakmak, ya bir gün beni severse diye dilek tutmak, kısacası yaşamak ne güzel, yaşabilmek ne güzel.
30.01.2007
sabit ince
yozgat, yozgat, yozgat yoruldum yozgat.. yeşil dağlarına, vuruldum yozgat...
bayrak, bayrak, bayrak ay yıldız bayrak.. şerefim, namusum vatanım bayrak...
allah, allah, allah yaradan allah... alemi noktada bir eden allah
ince, ince, ince sıratdan ince.. güzeli severim, inceden ince..
22.12.1994
günay mede
dağları delerim aşk nedir bilirim öbür dünyada bile yine seni severim
çok tatlısın şeker gibi yaktın beni odun gibi ah bir bilsen güzelim nasıl seviyorum seni
a.vahap kaygusuz
hergün ben den bişeyler beklemesen, inan çok iyi olacak. çünkü yazacak çok şey var ama ben hiçbirşey bulamıyorum sana yazacak. kime yazıyorum biliyormusun yazdıklarımı. gönlümdeki sene yazıyorum. bundan dolayı seni sana anlatmak saçma geliyor. bendeki seni; sendeki sana anlatıyorum.
kendini bir başkasının hayalinde, hayal etmek, bir başkasının hayalinde dinlemek, duymak nasıl bir şey kendini bir başkasının düzenlediği güzellikler içinde yaşatmak nasıl bir şey ben biraz zor anlıyorum.
hergün bendeki seni sana anlatıyorum. bilmiyorum bendeki seni sen ne kadar seviyorsun veya kendine ne kadar benzetiyorsun. ama ben bendeki seni de sendeki seni de çoook sevişiyorum canım dostum.
peki sen hangisini seviyorsun. ? bendeki seni mi ? sendeki seni mi ? birini seçmemiz lazım güzelim
ya bendeki sen ya da sendeki sen şu anda iki cambaz bir ipte oynuyor, iki horoz bir çöplükte ötüyor. biri fazla güzelim
ya bendeki sen, ya da sendeki sen tercih yap ve bildir güzelim
-biraz felsefi mi oldu ne güzelim ben yazarken pek bir şey anlamadım. sen okurken sanırım anlarsın-
sevgiyle kal kendine iyi bak canım dostum
cemal süreya
bak bunlar ellerin senin bunlar ayakların bunlar o kadar güzel ki artık o kadar olur bunlar da saçların işte akşamdan çözülü bak bu sensin çocuğum enine boyuna bu da yatak olduğuna göre altımızdaki bak bende yalan yok vallahi billahi sen o kadar güzelsin ki artık o kadar olur
işe bak sen gözlerin de burda gözlerinin ucu da burda yaşamaya alışık iyi ki burda yoksa ben ne yapardım bak çocuğum kolların işte çıplak işte bak gizlisi saklısı kalmadı günümüzün gözlerin sabahın sekizinde bana açık ne günah işlediysek yarı yarıya
sen asıl bunlara bak bunlar dudakların bunların konuşması olur öpülmesi olur seni usulca öpmüştüm ilk öptüğümde vapurdaydık vapur kıyıdan gidiyordu üç kulaç öteden istanbul gidiyordu uzanmış seni usulca öpmüştüm hemen yanımızdan balıklar gidiyordu.
kaynak üvercinka
murat soyak
kuşlara gidelim yağmur yol çiçek çiçek bahçe toprak kokusu
kuşlara gidelim çağlayan dere koş çocuk koş baharı karşıla
kuşlara gidelim gülümseyen gün yenice çimen pırıl pırıl
kuşlara gidelim güle oynaya dağ dağ sevinç tut elimi.
behçet kemal çağlar
kaç oyuksuz mihrabı kaya sanıp geçmişim, kaç zemzemi serince bir su deyip içmişim, minber sahanlığını yayla sanıp kaygısız, seccadeyi ot diye çiğnemişim saygısız. gözüm birden açıldı hem düne, hem yarına dayayınca alnımı ağrı'nın karlarına; hidayetin ışığı erişti gören köre; gözlerimin önünde belirdi birden bire üç yanım diz çökmüş, el açmış sular saran, dağ dağ minberleriyle bir yandan hakka varan, üstüne gök kubbenin çatıldığı tapınak, eski boy boy göçlere bağrını açan konak. yiğitliğin kulesi, güzelliğin kumaşı, insan yaratışının tarih boyu potası harcı insan kanıydı, tozları insan külü, içi dışı tütsülü, suyu seli büyülü... ya taş kesilip onu dinlemek istiyorum, ya dağdan dağa şöyle ünlemek istiyorum:
ey yıldızlı fistanlar, ey topraklı mintanlar, ey bire on başaklar, otlar, dağlar, bostanlar ve daha sık boy atan destanlar diyarı hey !
ey ilk büyük insanı doğuran ilk ananın. ey çilenin, cefanın, güvenişin, inanın, ince minarelerle sinan'ın diyarı hey !
en uysal barışların, en çetin hamlelerin, oyalı sütunların, abide cümlelerin, nefi'nin, mevlana'nın, homer'in diyarı hey !
ey şehrayin geceler, irem bağı sabahlar. yunuslar, köroğlular, seyraniler, emrahlar, eşsiz sevaplar, eşsiz günahlar diyarı hey !
ey sebiller, kubbeler, hanlar, kervansaraylar, yola düşen gölgesi zafer olan alaylar, ey sinsinler, horonlar, halaylar diyarı hey !
halılar, telkariler, çiniler, kadifeler; keloğlanlar, adsızlar, alperenler, efeler, gönlünün koltuğunda kafalar diyarı hey !
ot görmemiş bozkırlar, kat kat yeşil yamaçlar, anadan doğma keller, topukta sırma saçlar keskin dertler, kestirme ilaçlar diyarı hey !
ey ciritler, kalemler, oraklar, yatağanlar; ey turnalar, şahinler, ibibikler, doğanlar; selce taşıp rahmetçe yağanlar diyarı hey !
ey mısır koçanından kırılan inci dişler, ey en derin bilgiye taş çıkartan sezişler, ey dile gelmiş kurtlar ve kuşlar diyarı hey !
tanrı yeşili zeytin, çoban yeşili söğüt, halk türküsünde isyan, atasözünde öğüt, ey gümüş, kömür, demir ve kükürt diyarı hey !
kız gibi ceylanların, ceylan gibi kızların, ötmez olmuş kuşların, ötüp duran sazların, ve sözün kısacası; bizlerin diyarı hey !
doğubayazıt - 1937 kaynak türkiye şiirleri
cahit külebi
evinizin önünde dolaşsam seni bulamazdım, sen gözlerinde bahçeler olan şimdi evimdeki karım. senin kadar güzel olsun çocuklarım
gökyüzü bugün ne kadar da çok yıldızlarla dolu avuçların
mehmet şahin kaçar
sen ne söylenmez güzelsin, her kulun bir şah olur devletinden nice vahşi nice katil mah olur can bulunmaz heybesinde sende canı bulanın her gülüşün bir güneştir batmasam günah olur...
turan biçer
ne güzeller gördüm hiç biri sen değildi bazıları biraz andırsa da kiminin saçları kiminin gözleri inan ki hiç birinin sana benzeyemezdi elleri benzeyemezdi parmakları
21.06.2006
recep uzun (aşık larendeli)
nice güzellere, verdim de gönlümü yaka, yaka, kül eyledi güzeller beni. çaldırdım ansızın, aşka kalbimi seke, seke, yol eyledi güzeller beni. cevri güzellerin sürüsüne varayım arayayım ben nazlı yarimi bulayım neyleyim sevgisiz dünyayı neyleyim çeke çeke gel eyledi güzeller beni. doyum olur mu, hiç güzellerin nazına gülüşleri benzer, baharın yazına bülbül olup düşdüm ben, figan avazına şaka şuka del eyledi güzeller beni. larendelim şu güzellerin gönlüne bahçıvan olsam, bahçelerinde gülüne aşığım her güzelliğe, dünden bugüne aşkın sahrasında yel eylediler beni.
fatih topraktepe
yorulmak hayat kavgasında çırpınmak bir dilim ekmek için en az sevmek kadar güzel alın terinin karşılığını almak yorularak yaşamak kusura bakma ama sevgilim en az senin kadar güzel gün gelip de geriye bakınca doğru yerde olduğunu bilmek kendini kazandığını bilmek en az yaşadığını bilmek kadar güzel
mustafa suna
seherin vaktinde, güzeller şahı. salınıp, geziyor, gör hele, mah'ı duyar mı mahi, çektiğim ahı ? kararmış yollarım, göremiyorum.
her sabah, her sabah divana durur. gönlümün tahtarı, içimi burur. al nikabın çekmiş, pınarım kurur. bezenmiş gülleri deremiyorum.
buğdaylar sararmış, gözlerin gece. baharım zay oldu, beklerken; " hee " ce. çözemedim, yıllardır, nasıl bilmece. dileğim divana veremiyorum.
sıladan gurbete, yollar bükülür. suna boylum, şakan, diller bükülür. sonsuza uzanan kollar bükülür. canımı canana seremiyorum.
erzurum - 13.01.1982
hasan turan
çaresi yok bu dert beni del’eder ya ölürüm ya güzeli severim yarin saçı tel tel olmuş el eder ya ölürüm ya güzeli severim
seller vardır akar akar durulmaz gönüllere yasak bentler kurulmaz zenginlik züğürtlük benden sorulmaz ya ölürüm ya güzeli severim
dilinin ucunda bir tek söz olsam gezdiğin yollarda toprak toz olsam ürkek ceylan gibi yurttan yoz olsam ya ölürüm ya güzeli severim
yollarımı bağlar bilmem yele ne yağmura ne tufana ne sele ne ben sevmişim ben severim ele ne ya ölürüm ya güzeli severim
çıkamadım şu gönülle başa ben " kader " yazdım göz yaşımla taşa ben tutulmuşum sarı saça kaşa ben ya ölürüm ya güzeli severim
dağlar aşsam dizlerime hız gelir hasta düşsem ne su ne de buz gelir dünya bana düşman olsa vız gelir ya ölürüm ya güzeli severim
hasan turan gene bitti uzun yaz al kazmayı mezarını kendin kaz yaş yüz olsa gönül gençtir kocamaz ya ölürüm ya güzeli severim
kaynak nem alacak felek benim
kadir imdat
bir çiçektin sen bense bir güneş saklanırdım bulutların ardına ıslansın toprağın diye önce yavaşça filizlenirdin sonra yeşil bir küp olurdun ağırdan açardın yapraklarını çıkardım bulutun ardından gözlerini çevirirdin bana sessizce bir ateş çökerdi içime patlamayı isterdim ama gözlerin izin vermezdi çünkü oraya her baktığımda kendimi görürdüm ve kıyamazdım cüsseme..
fatih usta
güzelliğin büyülüyor, kimse kendinde değil. o kadar tatlısın ki seni sevmemek elde değil.
sabahı olmadan gör, gör ki seni seviyorum. zaman geçmeden sev, sev ki seni bekliyorum.
cundullah fidan
yabani kiraz ağacı gibisin ilkbaharda, büyüleyici güzelliğin; ama verebileceğin bir kiraz bile yok...
karlsruhe
aşık veysel şatıroğlu
güzelliğin on par'etmez bu bendeki aşk olmasa eğlenecek yer bulaman gönlümdeki köşk olmasa
tabirin sığmaz kaleme derdin dermandır yareme ismin yayılmaz aleme aşıklarda meşk olmasa
kim okurdu kim yazardı bu düğümü kim çözerdi koyun kurt ile gezerdi fikir başka başk'olmasa
güzel yüzün görülmezdi bu aşk bende dirilmezdi güle kıymet verilmezdi aşık ve maşuk olmasa
senden aldım bu feryadı bu imiş dünyanın tadı anılmazdı veysel adı o sana aşık olmasa
mustafa aydınlı
sen şirin değilsen, ferhat olamam görmedim leyla'yı mecnun kalamam ben aslı'yım diye gezip durursun daha benden iyi, kerem bulaman.
ısıtır içimi, senin her halin gözlerin baksa da ayırma elin beklerim, bu yana düşse ya yolun daha yol üstünde fazla kalamam.
beş, on güzel, birlik olup gelseler beş, onu da hep yanımda kalsalar dünya güzelleri gönlüm alsalar senden gayrisinden ilham alamam.
güzelliğin, gözde değil özdedir bak inancım, yüzde değil sözdedir iki gönüldeki kıvılcım nedir ben her kıvılcımda ateş olamam.
aydınlı sevdası, herşeyi sana türküler yazarım, ben yana yana içimde bir umut, kopar fırtına daha senden gayrisine gülemem.
ibrahim şahin
ı
tüketiyorum duygularımı da… her geçen gün her yağan yağmur yüzünden eksiltmede simsiyah ifrit fikrimi şimdi yurt edinmede yalnızken kaçamazdım yüzünün aydınlığına kapılar kapanırdı da cehennem kabuslarını kamçılayan yıldırımlara yağan yağmur olurdu yüzün
(nerden yetiştiğini hiç anlayamamışım) (gel, demişsin de sanki duyamamışım)
ki yüzünün aydınlığı büyütüyordu bizi ki yüzünün aydınlığı büyük ve onurlu kılıyordu bizi (sen de görsünler sıradanlık içinde büyük olmayı) çiçeklere öykünüp çiçekleri kıskandırıyordu yüzün ! topluyordu, dağıtıyordu yüzün çaresizliğinde güçlü güçlülüğünde çaresiz ! yüzün sonsuz bir ayna gibi sen istediğin için tutuşturunca yüreğimi acemi bir yağmur olup yağan yüzün (çocuk, bırak ne çıkar bir yangından !) çocuk yüzün, çocuk kalası yüzün yüzün içimin davetsiz ferahlığı !
ıı
yaşam boyu yıkılışlarımı anlatamadım sana ne çok isterdim sana anlatmak anlatmak ve dinleyen susan gözlerinde susmak susmaların en güzelini susmak isterdim
ııı
hüzün toplayıp dağıtmaktan yorgun bedenim denizleri, bulut olup yağan sular besler kendi olan suları kendinden olan suları besler... karelere bölüp sakladığım yokluğunun sığınaklarında yeniden yeniden tükettiğim her şey sadece tükeniyor... senli olan her şey öksüzlüğünü kuşanmış karşımda duruyor
ıv
sen olmayınca geniş bir suskunluğun eşiğinde şimdi zaman siyah bir kedi bakışı kadar adsız zaman siyah bir kedi bakışı kadar tanımsız bir heykelden geriye kalan parçalar gibiyim biçimli ve anlamlı olan her şeyden artakaldım ayaklar altındayım sıradanım, o kadar sıradanım ki olağanım o kadar olağanım ki giderek bütün adlarımı anlamlarımı yitiriyorum bütün sıradanlığımı takınıp seni bekliyorum umarsız bir çocuk saflığı içinde annesinin dönmeyeceğini bile bile, döneceğine inanan ve umudunu annesine inancıyla birleştiren çocuk gözlerini ufuklarda gezdiren ve yoran çocuk uzaktan biri andırsa annesini yüreğinin hoplamasına sevinen çocuk bununla yetinen çocuk gözleri yorulunca mı uyur çocuklar ?
bursa - 12.07.2005
arif nihat asya
hastalık, sevgisizlik, öksüzlük... neler geçirdim ben ! çıkabilseydi bir, " güzel " diyecek güzelleşirdim ben !
timur ilikan
ne varsa güzellik adına gelir cenabı hakk'tan ne anlar çirkinlik membağı zalim haktan hukuktan
istanbul - 04.11.2005
göksel kurum
güzellik sana öyle yakışmış ki anlatamıyorum gözün başka güzel sözün başka güzel yüzün başka güzel hele düşmek seninle aşka güzel alem bana değil ben sana hastayım seni görmeden geçen her saniye yastayım artık hiç birşeyi merak etmiyorum her şeye cevap sensin isteyen istediğini beğensin ne mutlu bana yakınım sana yüreğimde tek sevilensin ne zaman nereye gitsem sanki karşımdasın sen tiryakin oldum hemen düşünmeye doyamıyorum neyimsin, kimsin adını koyamıyorum 'her şeyimsin'diyorum az geliyor yüreğimdeki yerine
sana çiçek getiremem sana sunulacak çiçek olsa olsa cennet'te olur.
özdemir asaf
benim yüzüm, yüzünden baştan başa hüzündür. ikisinden birisi ikimizden biridir. görmeli'dir, eskidir, yaşamış'a dönmüştür yarışa çıktıkları güzelliği geçmiştir. ağladığını bilir bilmediği şeylere güldüğünü unutmuş, hiç görmemiş gibidir. taşınmayan ne varsa bir yerden öbür yere seve seve taşımış, sırtına yüklemiştir. parayla ölçülmeyen sevgi saygı borcunu ne aldıysa ve kimden aldıysa ödemiştir. verdiğini unutmuş onun ne olduğunu ne verdiyse ve kime verdiyse yok bilmiştir.
halil gülel
baktikça aleme güzellik gördüm; sevgiye bir deger biçilmez dostum. zerreden kürreye merakla girdim sir içinde sir var kaçilmaz dostum.
mekan çok geniştir zaman ince yol, en güzel yaratik olsa insan kul, her şey merkezinde her şey çok makul bu ilim boş yere saçilmaz dostum.
ınsan olmak insan gerçekten zordur, sözünde duranin zihneti ardir, ıbret almak için çok ibret vardir dünyadan boş yere geçilmez dostum.
yemek içmek amaç degil cihanda, dogru dürüst hayat sürün her yanda, eşsiz bir zihnettir ahlak imanda kibirle hakikat açilmaz dostum.
zannetme güzellik kendi eserin, evreni bir düşün hem de çok derin, ressam halil, aşkla mevcut degerin hakk emrinden başka seçilmez dostum.
düsseldorf - 21.09.2000
timur ilikan
uğraş elinden geldiğince uğraş güzelliklerle savaş mümkün olduğu kadar savaş çirkinliklerle
istanbul - 23.11.2005

|