
Şiir ara
İçerisinde veda* geçen şiirler toplam: 49 sonuç...
necip fazıl kısakürek
elimde, sükutun nabzını dinle, dinle de gönlümü alıver gitsin ! saçlarımdan tutup, kor gözlerinle, yaşlı gözlerime dalıver gitsin !
yürü, gölgen seni uğurlamakta, küçülüp küçülüp kaybol ırakta, yolu tam dönerken arkana bak da, köşede bir lahza kalıver gitsin !
ümidim yılların seline düştü, saçının en titrek teline düştü, kuru bir yaprak gibi eline düştü, istersen rüzgara salıver gitsin !
1923
nazım hikmet ran
hoşça kalın dostlarım benim hoşça kalın ! sizi canımda canımın içinde, kavgamı kafamda götürüyorum. hoşça kalın dostlarım benim hoşça kalın... resimlerdeki kuşlar gibi dizilip üstüne kumsalın, mendil sallamayın bana. istemez... ben dostların gözünde kendimi boylu boyumca görüyorum...
a dostlar a kavga dostu iş kardeşi a yoldaşlar a.. !. tek hecesiz elveda..
geceler sürecek kapımın sürgüsünü, pencerelerde yıllar örecek örgüsünü. ve ben bir kavga şarkısı gibi haykıracağım mapusane türküsünü.
yine görüşürüz dostlarım benim yine görüşürüz... beraber güneşe güler, beraber dövüşürüz...
a dostlar a kavga dostu iş kardeşi a yoldaşlar a.. !. elveda.. !...
sezai karakoç
silahlara veda geceye rüyaya ve sana yalnızlığın geyik gözlü köşesinden düzenlerin çıkmazına
çizdiğim resmin saat kulesi ağlıyor ağzım o çeşit yok şişe bu çeşit var
sen bir gece gelsen güneş doğmasa gitmeden yine gelsen bu yeni geleni bu bize bakanı sana bir anlatsam güneş doğmasa sandıkların içini göstersem sana çizdiğim resmin yalnızlığın geyik gözlü köşesinde bir rafa koyabilsen olup biteni ve onları sabaha kadar konuşsak o ürkek ürkek bakanı sana bir anlatsam ateşi karı tüfeği çeksem ocağa pencereye kapıya
kemana veda
yağmurda şeytan ve şapkası silahın ölümünü kutluyorum
tren kaçırmış gibiyim
sana veda
kaynak körfez
orhan seyfi orhon
hani o bırakıp giderken seni bu öksüz tavrını takmayacaktın ? alnına koyarken veda buseni yüzüme bu türlü bakmayacaktın ?
hani ey gözlerim bu son vedada, yolunu kaybeden yolcunun dağda birini çağırmak için imdada yaktığı ateşi yakmayacaktın ?
gelse de en acı sözler dilime uçacak sanırdım birkaç kelime... bir alev halinde düştün elime hani ey gözyaşım akmayacaktın ?
gerçek boz
gökyüzü bürünmüş siyahlara ardımdan veda ederken iki bulut ağlıyor sessizce şimdi beni uğurlarken deniz el sallamakta uzaktan haber aldığından beri işte son kez sarılıyor bana rüzgarın soğuk elleri yüzümü ıslatan yağmur değil ben de buna dayanamam onun için ne olur yapmayın yoksa sizden ayrılamam resimlerde bıraktım sevgimi çünkü gitmek zorundayım unutamam asla anıları ama yolun sonundayım mazinin eskimiş levhaları saklasın içinde beni uzansa da yıllar sonsuzluğa kalır hatıram yep yeni zamanın kuraklığında solsa da bütün sevgiler aramızdaki özlem yeşerir saklı anım onu besler koşsun artık saatler art arda zor geçer ayrılık günü lanet olası gizemli veda zor avutur bu üzgünü artık gözlerim kapalı bakıp bilmediğim diyarlara rüya gibi hayatımdan dalıp görmediğim rüyalara ağlamaklı değil şaşkın, gidiyorum uzaklara. . .
mehmet nur olcay
ey gözyaşı, ben sevgiliye yalvardıkça niye araya giriyorsun ? sana ne oldu ki böyle usul ve adaba riayet etmiyorsun ! nabi.
işte yine elimde kalemim dökülüyor duygular ucundan bu son şiirim belki. belki de son gecem, son nidam nameler burada bitecek belki duygular boynu bükük.
bir şehirden bir şehre uzaklaşan yakınlar var şimdi şehirler gidiyor, yollar gidiyor. sen kaldın şehrimde
darmadağın hatıralar beni çekiştiriyor. adım-sanım, varım-yokum bir anıda şimdi geçmiş gidiyor, hayaller gidiyor. sen kaldın sesimin yankısıyla
" gözden uzak, gönülden uzak " derler öyle mi gerçekten ? de ki " bu bir yalan " de ki " atalar sevgiyi bilmemiş " hiç gönüllere uzaklık sorulur mu ? gönlüm gidiyor, bedenim gidiyor. sen kaldın hayal gemisinde.
kaldır başını bak oraya haydi durma, ufka yönel geleceği gör gözlerimde gör geceyi sabırla bekleyen ufku. bak doğacak güneşe gebe dağlar.
ve şimdi... şimdi güneşi gözle bekle. sarı ışıkları maviye çevir dokun mavi geleceğe; bir gün gelecek diye anla hayatı; siyah-beyaz, iyi-kötü, güzel-çirkin. ve... ve... mavi-mavi...
23.09.2000
zekiye sarı
gözlerine bakarak uyudum dün, sanki yanımdaymışsın gibi ! sanki ellerini tutuyordum rüyada, hep sen vardın yanımda !
ilk tanıstığımız gün var ya, hatırlar mısın o telaşlı anında, gözlerin gözlerimle dans ediyordu ! hatırlar mısın ? sanki yalnız ikimiz vardık o anda, yalnız sen ve ben uluorta !
yolları ayırdığımız o gece, veda anı ellerinin ellerimle, binbir soru, binbir telaş içimde, belki birgün, belki yine, belki de...
24.06.2002
deniz kılıçkaya
vedan dün gibi aklımda her gece kafamı koyunca yastığa bir gece bir de sen varsın yanımda ben seni sevmekten hiç vazgeçmedim ki
güneşler doğarken günlere ben ağladım karanlık gecelere hep seni diledim, hep seni istedim ben seni özlemekten hiç vazgeçmedim ki
özlemler dalga boyu aşarken denizleri yağmurlar yağarken tazeledi sevgimi sensizlikteyken seni yaşamak ölüm gibi ben sevginden hiç vazgeçmedim ki...
02.08.2001
rıfkı kaymaz
gecenin yalnızlığı beni alıp giderken, ufuklardan göründü sallanan beyaz mendil. gitgide yüreğimde irileşen karanlık, birdenbire eridi, yandı içimde kandil.
yalnızlığın tatmıştım acılı hayatını, yalnızlıktı dayanan boğazıma çelik el. karanlığı titretti içten içe yankılar, yankılardan bir hayal dedi: haydi durma gel !
bu ses beni çağırır, bu ses beyaz ufuktan, yıllardır hasret hasret andığım ülkelere. içimde dinmez arzu; sonsuzluk, ölümsüzlük, kuş gibi kanat kanat uçmak maviliklere.
talat turgut
dur dedim gözlerim gözlerine baksın son bir kez; bir daha asla bakamaz bir daha göremez... durdu gözlerime baktı derinden gözlerim çıkacaktı yerinden. sonra döndü ve gitti bu son vedaydı her şey bitti. gözlerim küçüldü küçüldü boynum büküldü, gönlüm bana darıldı, gönlüm benden ayrıldı ve gönlüm öldü. bir daha dirilir mi bilmem ama bilirim bir daha ölmem.
serkan suvari
yağan yağmur değil bu veda havasıdır üşüten beni bu, elimi sana son uzatışım bu, sana son sarılışım bu benim seninle son veda dansım aşkım hoşçakal
izmit - 28.12.2001
sefa şahin
her şey bitti artık, yolumuz ayrılık sanma ki mutluyum içim kan ağlıyor geride kaldı, bize uzak mutluluk sanma ki mutluyum içim kan ağlıyor
gülüşünle hatırlarım seni ağlarken görmek istemem içinde kaybolduğum gözlerini ağlarken görmek istemem
sevdim seni, yalvardım olmadı arkanı dönüp bakmadın bile sana uzattığım özlemdi, aşktı arkanı dönüp bakmadın bile
" engel " dedin aşkta engel olur mu ? sevda bu hiçbir engel tanımaz uzaklık eskidendi, şimdi sorun mu ? sevda bu hiçbir engel tanımaz
merak ettim seviyor musun beni biliyorum cevap veremezsin buna gerçekten istiyor musun beni biliyorum cevap vermezsin buna
sivas - 16.02.2007 23:15
sefer ak
giderken ardıma bakarken bırakırken her şeyi bu şehirde aklımda bir tek şey var seni sevmişliğim ve duygularım
hatıraları bırakırken yalnız başıma benden bir eser bu şehirde yokluğumda beni temsil edecek ben varmışım gibi sevmeye devam edecek
son bir kez dönüp bak gözlerime diller sussun bir kez de gözler konuşsun konuşsun ki hisset içimdeki mecnunu en azından giderken son kez birazcık gülümse
of / trabzon
ergin kaya
gözlerimi açtım... sen yoktun yanımda. tatlı bir rüyaydı galiba yaşadığım, ömür boyu sürecek sandığım... eğer o günün seni son görüşüm olduğunu bilseydim; sana daha bir sıkı sarılırdım, hiç sarılmadığım kadar, sımsıkı hiç bırakmamacasına... seni son bir kez daha öperdim, doya doya, hiç bitmeyen bir arzuyla bilemezdim ki... yanlızlığın en karanlığına mahkum ettin beni hiç düşünmeden, acımadan... elimde senden kalan tek resmine bakarak ağladım sabahlara dek, giden umutsuz aşkımın ardından böyle bitmemeliydi, seni böylesine severken, sıcaklığına, kollarına böylesine muhtaçken ardına bile bakmadan çekip gitmemeliydin. artık biliyorum, sen bir daha olmayacaksın hayatımda isyanım ne kaderime, ne de sana, kısmet değilmiş deyip, bizi birbirimizden ayıranlara...
istanbul
dudugül koşar
...ve her şey sarardı. astım tuzlu ve ıslak gömleğimi, seninkinin yanına...
emine tunç
tek heceli bir sözdü, sessiz gönüle dolan. ve öylesine yoğun, senle böyle yaşanan...
zaman zaman coşkuydu, ve kimi zamansa hüzün. daima gözlerimde, güneş sandığım yüzün...
sözlerle anlatılmaz, o binlerce güzel an. hangisi bana ait, ve neydi senin olan ?
sözcükler tükense de, hatıralar bitti mi ? yaşadığımız her şey, hafızandan gitti mi ?
dilerim bundan sonra, kalbin neşeyle dolsun. hayatta istediğin, her şey gönlünce olsun...
erdem özdemir
yüreğimi göğsümden koparıp alan zalim aldığın sende kalsın ama ben gidiyorum sefil olmadım fakat pek de hoş değil halim o yüzden ne teşekkür ne sitem ediyorum
değildi derdim fani dünyada baki kalmak gayem şu aşka aşık kalbi sevdaya salmak senden tek karım benim üç beş gün mutlu olmak gör, onu da kaç çeşit çileyle ödüyorum
ölüyorum desem de, biliyorum gelmezsin ayrılık yorar seni lakin korkma ölmezsin ömrümden ömür versem yine kıymet bilmezsin ondan tüm varlığımı yokluğa adıyorum.
h. onur ercan
veda, karşı konulmaz hüzün dolu gözü yaşlı anlamsız veda. efkara davet benzime kısmet yollara hasret kahpe gurbet ! kimi kez ölüm kimi kez yaşam bir nevi hiç için, harcanan zaman. kahrolan, kurda kuşa yem olan kanayan yaram; vedalardan bitkin, vedalardan sıkkın ... ...
12.03.2000
erdem bayazıt
bu şehirden gidiyorum gözleri kör olmuş kırlangıçlar gibi gururu yıkılmış soy atlar gibi bu şehirden gidiyorum insanlar taş gibi bana yabancı ağaçlar bensiz hüküm giyecek bulvarlarda bir tambur bir yalnızlığı anlatıyorsa o ışıksız pencereden ben onu bile bile duymuyor gibiyim. bu şehirden gidiyorum gömerek geceyi içime sabahın hüznünü beklemeden gidiyorum bu şehirden.
istanbul - 1963
ahmet erhan
yitirdim cebimdeki bütün adresleri yağmurlar, yağmurlar ortasında kaldım aklımı boğacak o selleri ben kendi damarlarımda yarattım
artık ne bir satır yazı, ne de bir selam tek kişilik bu oyunda rol alabilir gitti bütün seyirciler, boşaldı salon geride kalan yalnızca, yalnızca maskelerdir
eli naylon güllü o dostlukların bir tek anısı ve sızısı yok içimde yitirdim cebimdeki bütün adresleri kendimi kazandım bir başka biçimde...
ahmet selçuk ilkan
ellerim titredi veda ederken yalvarıp'dur gitme'diyesim geldi sen gittin karardı gözümde dünya o anda orada ölesim geldi !
ansızın kayboldun köşe başında zamansız bir deprem koptu bağrımda kendimi kaybettim işte o anda inan ki dünyayı yıkasım geldi !
ardına bakmadan gittin o gidiş kalbimi koparıp atasım geldi bu veda gerçek mi inanamadım başımı taşlara vurasım geldi !..
ferhat gedik
adını bilmediğim aşkım ve kızıma...
düşleri çalınmış sevdaların ömrü az olur. bir de kan toprakla bir olmuşsa ölüm korkusu sarar.
yeni bir güne başlamak titrek adımlarla. kaldırım taşlarını sayıyorum ruhumun, sana gidercesine.
sonu olmayan dilimdeki türküsün sen. seni olmayan ıssız aydınlıklarda ben.
sana aile fotoğraflarını, aşkımızı bırakıyorum. yazdığım şiirler ve okuyamadığım kitapları da.
sensiz zamanları yaşamaya başlıyorum. ölüm bu galiba, seninleyken sensizliğin kucağına düşmek.
sana özgür kuşların kanatlarındaki düşleri, sahil kahvesindeki gazoz dolu bardağı, kızımızı ve nikah cüzdanını bırakıyorum.
bir an kalır yaşamla son arasında. bir çizgi beliriverir gözlerde. gerisi sen, kızım ve hayatım. ötesi son, ölüm ve sensizlik.
ilker bartu
tam da seni unutmuşken... tekrar yaşamayacağım senin sevgin sende benim özlemimse kalbimde bırak kalsın... ! ve yine sen benim; özgürce sevebildiğim kadar, özgür kal... seni... aşkına mahkum olan, yüreğimden çıkararak; özgürce... özgürlüğüne bırakıyorum. hoşçakal... !
emine tunç
giderken, kalbimi al, sende kalsın. sadece anılar benim olsun, varsın. sensizliğin içinde ben, ne yapsın ? gelirse can meleği, beni söyle, alacağı varsa, benden alsın !..
konya - 26.04.2001
ayhan yavuz
kalmadı artık hiçbir iz yiyip içtiklerimizden... temizlemişsin soframızı da üzerindeki her şeyden. tüylerini bırakıyor çırpındıkça soframıza konan kuşlar, yiyecek bir şey bulamayınca hüzünle uçup gidiyorlar.
üşütmeye başladı esen rüzgar açık bırakıp çıktığın kapıdan yağmurun peşinden gelen bu kar yakındaki ayrılığıma tercüman. haykırıyorum ama beyhude duyamıyorum kendimi ben bile ! nasıl duysunlar ki sesimi söyle fırtına uğultusu hükmetmiş nefesime
beyaz köpük dalgalar uçuşuyor havada uçuşan martılarla raks ediyor adeta sofrası ne zenginmiş uçuşan martıların sevgilisiymiş çünkü o çılgın dalgaların. dev dalgalara huzurla dalan martı aşkını dalgalara beyaz rengiyle yazdı. beyaz benim için hüzünlü bir ayrılma, martılar için ise sevgiliye kavuşma.
ankara - 2003
hünkar dağlı
hoşça kal ! ardımdan bakma öyle sen gelmeyeceksin ki.. başlarken; biraz esrarlı mı olduydu ne ? ! güneşe doğru yürüyorum şimdi biterken; yükümü yaydım meydana, " sinedeki ben " e kadar giderken, sorma " senin mi ? " diye sen bilmeyeceksin ki..
hoşça kal ! hayır el sallama.. yadigar mı istiyorsun ? olmaz, hatırlamaman lazım güzellik doldurdum ufuklara biterken; kara gözlerin geride kaldı gök pırıltılar bulanmış mı ne ? ! ne o, hayret mi ediyorsun ? giderken, sorma; " ne oldu ? " diye boş ver ! anlamaman lazım
hoşça kal ! yine gel mi diyorsun ? değişecek misin ki !. sevgi, fedakarlık, samimiyet borç verilmişti sanma biterken, umurumda değil; çok şeyim kalmışsa da ! hazinem ummanı doldurur biliyorsun; güzellik tükenmez.. aranırsa, bulunur giderken, sorma: " ya ben ? " diye bana ihtiyacın mı var ? !
ersan çetin
kötü günde, bana kızın acınız hafiflesin...
iyi günde beni hatırlamasanız da olur...
anılara dokunmayın öylece kalsın...
masada boş bir sandalye dursun... hesaplar benden olsun...
ankara
osman yüksel serdengeçti
artık iş kalmadı yarenler bizde tökezliyor olduk yazıda düzde şairdik, hatiptik, yazardık sözde
ekmeği yemeğe ağızda diş yok dedik ya efendim bizlerde iş yok
sağ yanım titriyor, sol yanım tutmaz nabzım tekler durur, muntazam atmaz ayağım bir türlü ileri gitmez
ağzım her an kuru, gözümde yaş yok artık bundan böyle bizlerde iş yok
bir secdeye varsam başım dolanır ne yesem ne içsem, miğdem bulanır bütün dertler birbirine ulanır
yuvamız da bomboş uçacak kuş yok hayra yorulacak hayal yok, düş yok
yakını uzağı seçemez oldum bir ufak hendeği geçemez oldum bir bardak soğuk su içemez oldum
tatlılarda bile lezzet yok, tat yok benim bu halime takacak ad yok
iki adım atsam durmaz düşerim eski hallerime şimdi şaşarım allah’ım ben böyle nasıl yaşarım
kendimi kollayacak gövdede baş yok bağrıma basacak evlat yok, eş yok
yaşıtlarım birer birer ölüyor yeşil yaprak kara toprak oluyor azrail de baş ucumda soluyor
üstüme dikmeye ağaç yok, taş yok arkamdan vermeye yemek yok, aş yok...
mustafa kayaoğlu
sen hiç bir sabah uyandığında yalnızlığının yanıbaşında olduğunu gördün mü ıslak dudaklarında aşkının bittiğini duyup ümidinin kaybolduğunu sonbahar yaprakları gibi düşerken gözyaşların yanaklarına sevdanın, kal diye yalvarırken insafsızca yokoluşunu
ata ekse
çekip gidiyorum bak, bavulumu almıyorum, yalanlarını doldurdum cebime...
bu yük bana yeter...
bostancı - mart 2007
filiz beşikçi
içimde buruk bir acı ruhumda esen hüzün rüzgarı ile ben, bir veda akşamının koynundayım.. anılar dans ediyor çevremde hangi yana dönsem nereye baksam sen varsın hep sen başka biçimde gönlüm yitirmişliğine kırgın isyan edercesine haykırıyor ardınca içimden bir ses sessizliği yırtarcasına haykırıp duruyor dur gitme diye.. ama ne dönen var geriye ne de bir ses veren sessizliğin içinde kalakalıyoruz anılarım ve ben sonsuza dek.. iki ayrılmaz dost sokuluyorum anıların koynuna senden kalan bir şeyler bulmak umuduyla.. geçecek yine acımasızca zaman ve gömecek anıları bir bir mazi denen sandığına karlar yağdıkça saçlarıma belki hafifleyecek yüreğimdeki bu fırtına suskun sakin bir deniz olacak gönlüm ama sahiline her dalga vurduğunda seni hatırlayacak daima ve bu sızı yakacak yüreğimi seni her andığımda..
19.01.2003
burhan erzurum
duygu'ya
gelecek misin gel desem sevecek misin bir ömür beklesem
bir şeyler vardı sözlerinden bana kalan senden kalanlar değil sendin aklımı alan
unuttum kendimi aynada gördüğüm kimdi koptu dünyam ne yaparım ben şimdi
bak her şey bozuldu ayın halesi yok varlığım fayda vermez aşkın ihalesi yok
sana aşkımı anlatmaya yoktur dilekçem ellerini tutamam izin vermez kelepçem
ya seninle olmalıyım ya sensiz ölmeliyim vuslatı bekleyerek ömrümü bölmeliyim
sensiz yaşamayı öğrendim ama bir meczup gibi sen venüs yıldızısın ben de hilkat garibi
gözlerin sensiz geçen yıllarımın bekçisi olsun gökten her bakışında hayallerim solsun
dudakların öpemeden kuruyan dağ lalesi olsun yazdığım şiir sana veda busesi olsun
dursun ışık
sabahtan kalkınca arar mı beni, uyku sersemiyle kara gözlerin ? sevgi hasretiyle sarar mı beni, öpülmeğe değer, ince ellerin ?
ayrılalı içim yanıyor senden, bir ışık huzmesi gül cemalinden, bir selam beklerim tatlı dilinden, yazar mı kağıda, ince ellerin ?
uzaktayım gül ?üm ta.. uzaklarda.. kalbimin sesinden duyamam seni, yaklaşsan da görsem ilk şafaklarda, uzanmaz mı bana, gülüm ellerin ?
gelsen de bulaman artık bir daha, usandım çekmekten ben gayrı cefa, boşa yandım gurbetteki yar sana, veda desem.. sarılmaz mı kolların ?
ege eksen
oya
paketten bir sigara kutudan bir kibrit yüreğimden seni eksiltiyorum
bulutlar toplanıyor yağmurum birikiyor ne olur beni anla gitmek zorundayım
paketten bir sigara kutudan bir kibrit ellerimden seni gözlerimden seni yüreğimden seni eksiltiyorum
izmir - 2000
nejat inan
oturup da şöyle bir bankımızın üstüne seyre dalmışken ankara'yı, sen vardın aklımda yine... yapacak bir şey yok, biliyorum sadece bitti işte, hepsi bu… evet, benim değil ama senin yüreğinde bitti... artık dayanacak gücüm yok bir tanem, mücadele edebilirim zannetmiştim, sevgim beni ayakta tutar sanmıştım, ama olmadı, kendime yenik düştüm işte, gurur da duyabilirsin kendinle bak, çaresizim karşında... şimdi bana yelkenlerimi dolduracak kadar büyük, çok uzaklara götürecek kadar hızlı bir rüzgar lazım, belki biraz da muson yağmuru… ve beni sarhoş edecek şarkılar, içinde seni aradığım teselli şarkıları... çaresizlik kötü şey ne yapacağını bilemiyor insan bu şehir kurulduğundan beri görmemiştir her halde böyle bir aşk, ve duymamıştır böyle bir acı biliyor musun, deliriyorum aşkından… ama sen vazgeçtin benden, ne yazık, bense vazgeçemiyorum senden… başka heyecanlar var yüreğinde biliyorum. inkar etme hissediyorum, unuttun mu ? ben senin nefes alışını bile bilirim... elveda küçüğüm, elveda sana… sakın beni düşünme, nasıl olsa büyüyünce unuturum...
öyle değil mi kumrum...
ankara - 02.02.2002
sedat hünkar kravzer
bir mektup yazmışsın bin hüzün dolu adını koymuşsun veda mektubu yok artık diyorsun anlaşma yolu elveda diyerek bitiyor sonu
yazdığın bu mektup bu aşkın sonu adımı anmayan dudakla dolu iyi gün dileğin bilmem olur mu günahın var iken veda mektubu
ağlama diyorsun tut gözlerini yıkılma diyorsun tut dizlerini sızlanma diyorsun tut yüreğini mümkün mü yakarken veda mektubu.
sezgin öndersever
seyrediyorum penceremden anılarımı. kol kola girmiş oynuyorlar bahçemde. aralarında öyle biri var ki; upuzun saçları, birer damla oluyor ağlayan gözlerimde.
çok gencim, on sekiz yaşındayım. bugün değil ama yarın unuturum elbet. nedendir yaşımı aşmış hatıralarım. aşkım sanki kayıp bir mabet.
yüreğimde bir saksı içindeki gül, karşılık bekler ve boyun büker. bu sevda bahçesindeki son bülbül, ayrılık şarkılarını söyler.
uyan ! son aşığın, son şairin, artık gidiyor...�
sultançiftliği - 25.02.2002 00:30
ali develioğlu
yağmur damlasında rastladım sana rüyama yıldırım düştüğü akşamdı şimdi dönüp bakarsan tepebaşı'ndan istanbul'a havadaki sıkıntının boşaldığını göreceksin bulutların arasında bu şiirin doğuşunu
yokuşta başladı korkunun bekleyişi nöbet sırasını savmasını umudun düşman tanklarını yığdığında meydanlara yalnızca mevzilerimiz sağlamdı okmeydanı'ndan inersen eğer yıllarca aşağıya sözlerle işlenmiş silahımızı bulacaksın yastığımızın ilk parçasını veda öpücüğünün filizlenişini
çocuğu bulacaksın orada düşlerindeki yarısı alıp götürdüğün kollarımda akşamın sabah güneşine gizlenişini yalanın gözlerimdeki güvenle sallanan beşiğini kanatların altına aldığın sokaktaki sahte kimliğimi vücutlarımızın alevlendikçe küllenişini çürük gülleri göreceksin yollarda zıt mevsimlerden dökülmüş demir almanın daha limana yaklaşırken başlayışını
yokuştan yıllarca çıkarsan yukarıya sen de benim gibi cehennemin cennetini aramak için tanrılar ve tanrıçalar katına uğrayacak nerede diniyor yağmur diye soracaksın nerede başlıyor anı ?
mehmet nacar
elbet bir gün bitecektir bu çile, zamanını bilemezsin kınalım. sevilmeyi umut etmek nafile, güldürmezsin gülemezsin kınalım.
sabır taşı ilaç olmaz hastaya, akıl ermez gam karışan desteye. garip gönlü vereceğim postaya, adresin yok alamazsın kınalım.
kapıldığım boz bulanık sellerde, sürünürüm per perişan hallerde. acımasız kurt mekanı ellerde, tek başına kalamazsın kınalım.
ölüm müdür, hasretliğin arkası ? hüzün oldu sevdamızın markası. saldım işte son bir veda şarkısı, sazın yoktur çalamazsın kınalım.
kaderinde beste oldun ozanın, insafı yok talihimi yazanın. rüzgarına kapılmışım hazanın, arasan da bulamazsın kınalım.
son mektubum ulaşırsa eline, hıçkırarak ah getirme diline. gözlerimi halı yaptım yoluna, iki adım gelemezsin kınalım.
taş çatladı sabır sebat son demde sensizliğin kor soluğu ensemde. evinizin eşiğinde ölsem de, zaten beni dilemezsin kınalım.
gaziantep
mehmet bozkurt esenyel
t.m.o. kampı silivri, son gece
geçti günler habersiz, ne kaldı ki yarına yalnız bir özlem içimizde, silivri akşamlarına.
öpüştük denizle, buluştuk dalgalarla, uçuştuk martı, martı, küçücük sevdalarla, ayrılmak acı belki, elvadalarla.
geçti günler sessizce ne kaldı ki yarına yalnız bir özlem içimizde, silivri akşamlarına.
deniz mavi, gök mavi, minik sevdalar mavi, aşkla keder yan yana mutluluklar müsavi... tam yanmağa başlarken gönüllerin alevi
geçti günler sessizce ne kaldı ki yarına yalnız bir özlem, silivri akşamlarına.
içimizde bir şey var, tarifi yok/kırık. havaya uçan sevda bir kısacık hıçkırık, boşuna, kaçamayız, en sonunda ayrılık,
geçti günler sessizce, bir şey kalmadı yarına yalnız bir özlem, silivri akşamlarına.
silivri - 26.08.1980 kaynak kara sevdam ak özlemim
şahinde hülya kahraman
sakın arkamdan ağlama buna zor inanırım kabrime gül, karanfil dik ki işte o zaman anlarım arada bir sularsan eğer beni seviyormuş derim bir de fatiha okursan buna çok sevinirim pişman olduğunu duyar inan çok üzülürüm eğer elimde olsa zamanı geri getirip yanında olmak isterdim.
erol ardıbatan
hoşça kal istanbul. en sevdiğim şehir. hayallerimin başkenti, hoşça kal.
ilk kez aşık olduğum, ilk kez ağladığım, sokaklarında aşk besteleri yaptığım şehir, hoşça kal.
her sokak başında bir sevdanın yeşerdiği ve her sokağın sonunda bir hayatın yitip gittiği gözü yaşlı şehir, hoşça kal.
akşamları bir başka, gündüzleri bambaşka yaşanası şehir, hoşça kal.
ellerine doğduğum, kollarında olmayı düşlediğim, şimdi terk edip gittiğim şehir hoşça kal…
erol ardıbatan
sabahın ilk ışıkları düşmeye başladığında kente, ben sokak aralarında, her adımda senden biraz daha uzaklaşmanın burukluğuyla ilerliyor olacağım. üzerimde geceden kalma bir soğuk ve dudaklarımda eskiden kalma bir titremeyle veda şiirleri okuyarak sana ağır ağır ilerleyeceğim. bastığım her kaldırım taşında sana özlememin izlerini de bırakarak…
erol ardıbatan
hoşça kal, yorgun kentin yitik sevdası. hoşça kal bir ömrün rüyası. bak, yine doldu gözlerim… veda edemem, bilirsin ! kaldıramaz yaşlı yüreğim.
hoşça kal en sevdiğim kadın. uğruna ömür adadığım, şarkılar, şiirler yazdığım. hoşça kal her sabah hayaliyle uyandığım tek kadın. hoşça kal...
bircan çalışkan
ölümlerin en güzeli olmalı benimki gözlerim açık gitmeliyim gökyüzünü görmeliyim toprağa kadar sonra ellerim iki yanda açık son bir defa kucaklamak ister gibi herşeyi sessiz çığlıklar atabilmeliyim arkamdan ağlayanlar olmamalı büyük bir tören ahlar vahlar... şaşayı sevmem çünkü sessiz, sakin ama mutlu ölmeli ve öylece gömülmeliyim başucumda o çok sevdiğim ezgi mırıldanılmalı bir vasiyetim bile olmamalı insanlara bırakacak birşeylerim olsunun peşinde koşmamalıyım bir ömür boyunca kendim için yaşayıp kendimi tamamladığıma inandığımda yine kendim için ölmeliyim ıssız bir kayalıkta uçsuz bucaksız bir çölde veya bir ormanın ortasında
1998
orkun akgün
biliyorum artık gelmeyeceksin geri gelsen de olmayacaksın eskisi gibi amasız bu ayrılığın sebebi bitmeyecek mi bu cezanın bedeli
artık veda etme zamanı bu aşka sen sürdün bu acıyı kanayan yarama varsın artık bitsin bu acıya son oldun bu ağlayan insana
üzülme artık sen de bu aşka geçer mi ağlamakla bu ayrılığa üzülme sevin bu ayrılığa merhem olsun kanayan yarana
biz istemedik bu ayrılığa isteyenler sevinsin bu ayrılığa doldu yine hüznüm yalnızlığa elbet veda eder bu yalnızlığa.
beylikdüzü - 20.11.2007
h.rezan gülseren
vedalaştım bütün eşyalarımla sevgim büyük sevgim sonsuz ama sana doyamadım ben vedalaştım bütün eşyalarımla sevgimi yanıma aldım kokumu sana bırakıyorum hüzünlü bir şekilde ayrılıyorum senden bütün acı ve güzel anılarımı burada bırakıyorum. silemem seni aklımdan tanrım unuttur onu bana korkulu rüyaları maziye gömdüm gitmek mümkün mü seni bırakıp öyle gitmek ölümden beter kalmak müebbet hapis aşk acı çekmekmiş diyenler haklıymış meğer sevmem demiştim bir daha bak sana aşıkmışım meğer sevgim ilk günkü gibi duruyor gönül evimde senin aşkın bitti mi bıktın mı benden hor mu kullandık onu yıprattık birbirimizi mutluluk dediğin her zaman bulunmuyor sevmek istesen de aşk kalbe dolmuyor sevgi kuşunu yakaladıysan eğer bir kez onu ellerinde tutmalısın incitmemelisin korkutmamalısın uçmasına izin vermemelisin olmadı işte bütün eşyalarımla vedalaştım onları sana bırakıyorum bir de kokumu geceleri koklarsın diye yastığımı da bırakıyorum kimbilir ne zaman ve nerede seninle karşılaşırız belki o zaman iki yabancı gibi mi bakışacağız yoksa dönüp gidecek misin ben aşkımı kalbime gömüyorum olsun seni özgür bırakıyorum seni sıktığımı söyledin ve benimle birlikteyken boğulduğunu aşkın ve sevgin bitmiş demek vedalaştım tüm eşyalarımla anılarımı sana bırakıyorum özgürsün artık dilediğin gibi uçabilirsin gökyüzü senin
izmir - 30.04.2007
murat alp
dün seni gördüm sokakta yürürken, bir başka el vardı, senin elinde. hani, gözlerin hep beni görürken, bir başka göz vardı senin gözünde.
seyrettim, arkandan seni bir süre, belli ki mutluydun kendi halince, gülerken anladım inceden ince, bir başka aşk vardı senin gönlünde.
murat duman
çorak topraklara bir fidan düştü dönüştü meyveye doydu dalları sevgi pınarından ırmaklar coştu har etti gönlümü baydı halleri
sözler güneş gibi sızıyor cana yücedir saygısı geçmişe güne ihtiyaç duymaz ki şöhrete üne bir etti gönlümü, sevdi dilleri
a'dan z'ye kadar ne varsa yazmış yirmi dokuz harfi sıraya dizmiş sevgisiz kalplerin içine sızmış yar etti gönlümü, eğdi kolları
ozan diyarından gelmiş buraya parmağını basmış kanlı yaraya aşkın güllerini koymuş sıraya kor etti gönlümü, saydı yılları
duman'ım yazsan da kelamın yetmez dostun meziyeti saymakla bitmez duygu denizinde pusuya yatmaz sır etti gönlümü, koydu balları
ankara - 24.04.2007

|